28 Eylül 2009

SANA SESLENİŞLERİM


Seviyorum diye haykırdığımda
İstiyorum ki
Sesim yankılanarak sana ulaşsın,
Aramızda ki tüm mesafeleri
Hatta engelleri aşsın.
Ve sesim,
Usulca yüreğine dolansın
Yüreğindeki benle kucaklaşsın.
Sesimde ki ılık nefes
Dudaklarına sıcaklığımı bıraksın
Ve bu sıcaklık
Tüm vücudunda dolaşsın
Sana haykırışımda
Bu içten ve samimi
Yürek sesini duysun kulakların
Ve gözlerin
Ufukta ki son noktada beni arasın
Umudun hiç tükenmesin,
Sana verdiğim ümitlerle yaşasın.
Seviyorum diye haykırdığımda
İstiyorum ki
Senin yüreğinde
Benim ki gibi yansın...

(Sana seslenişlerim sürüp gidecek
Ta ki yürek sesimi duyana kadar)

Rumuz:Kardelen

22 Eylül 2009

Söylence - İsak İle Mehbup


Bloglarda yaşanan sorunlardan dolayı, bloglara ziyaret edemedim. Yakaladıklarıma girdim.Baktım olmuyor,gel dedim, google mehbup yazdım,bakalım ne çıkacak.Sağolsun google amcam tüm seceremi döktü:) İlk sırada blogumu gösterdi:)) Ne var ne ne yok diye kontrol ederken izlesene.com da mehbup gördüm,şok oldum.. Bu da ne dedim merak ettim.Aklıma Kıbrıs da yaptığım gösteri geldi. ''Üsküdara Gider İken'' şarkısını arkadaşla birlikte canlandırmıştık,çok güzel olmuştu..Bu arada bir maziye gittim geldim.Anılar anılar anılar..Biri eğlence olsun diye koydu düşündüm,benim iznim olmadan koyamazlar diye düşünüyorum,çok şükür değilmiş..Peki videoda ne vardı mehbup'un arapça yazılışı vardı, ders anlatımını gösteriyordu.Mehbup'un arapçadan geldiğini biliyordum..
Mehbup isminin anlamı '' sevilen, sevilmiş ve sevgili''
Birde facebook hesabı gördüm, o benim hesap değil..Benim facebook hesabım gizli tutuluyor..Belirtiyim de yanlış kişiye mesaj atılmasın.Bu olayla önceden karşılaştığım için ufak bir bilgi vermek istedim.
Tekrar sayfalara bakarken ilginç bir şey gördüm. Küçükken bu hikayeye benzer bir hikaye duymuştum. Ama o zamanlar küçükken insan ne duymak isterse onu duyar ya..Sonra unuttum gitti.. Hikayeyi okuyunca çok üzüldüm, ben daha farklı biliyordum.Hikaye demeyeyim de bir söylence olarak karşıma çıktı.

Söylenceyi olduğu gibi yayınlıyorum..

SÖYLENCE - İSAK İLE MEHBUP
İsak ile Mehbup iki gardeş kengere gitmişler. Topladıkları kengerleri torbaya doldurup evlerine dönilermiş.Kengerleri Mehbup daşimiş.Susaduhlarında bir gözeye gidip su içerken bahmişlerki torbada kenger galmamiş. Torba delikmiş. Bütün kengerler tökülmiş.Buna çok gızan Isak Mehbup'un başına külbe ile vurmuş öldürmüş.Allahda İsakı başında külbe olan kuşa döndürmüş.Şimdi her kenger mevsimi (Mayıs ayı) kuş (isak) suçunu itiraf edip kardeşinden af dilenip Tanrıya yakarırmış. Mehbup, bepbuk, mehbup, bepbuk ...ben vurdum, ben öldürdüm.....


Ah kenger ah iki kardeşi ne hale düşürdün....!!!
Her okuduğumda bir kez daha ürperiyorum,çok acıklı çokkk....İsmiminde bir söylencesi var, ama ne yazık ki hüzün verici bir söylence...
Bu hüzünlü söylenceden kurtulalım..Biraz tebessüm edelim..

Şimdi gelelim google amcamızın diğer marifetlerine,ben derimki koz vermeyin google amcamıza hiç affetmiyor hemen yayınlıyor:))

Sen yaz, Google tahmin etsin :))



Herkese sevgilerimi gönderiyorum:)

18 Eylül 2009

Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir...


İmam mezarlıktaki işini bitirmek üzereydi. O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam: ' Onu ne kadar çok sevdim.' diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Yaşlı adamın yaşlı sesi mezarlıktaki asil sessizliği bozmuştu. Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuşlardı, şaşkınlık içindeydiler. Yetişkin çocukları, alı al moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar:

'Tamam, baba. Seni anlıyoruz.'

Yaşlı adam gözlerini dikmiş, kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu...

İmam duasına devam etti. Törenin sonunda, aile bireylerini ölüm töreninin kapanışı olarak mezarın üstüne toprak atmaya çağırdı. Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar. Yaşlı adam hala: 'Onu ne kadar çok sevdim.' diye sesli sesli konuşuyordu. Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler, ama o devam etti: 'Onu sevmiştim!'

Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken, yaşlı adam gitmemekte direniyordu. Gözlerini mezara dikmiş, bakıyordu .Bir dostu yanına yaklaştı: 'Kendini nasıl hissettiğini biliyorum, ama gitme zamanı geldi. Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız.' dedi. Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha 'Onu ne kadar çok sevdim...' diyerek söylendi. 'Beni anlamıyorsunuz,' dedi dostuna 'ama ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim.'

Zil, çalmadığı sürece zil değildir .

Şarkı söylenmediği sürece şarkı değildir .

Sevgi gönlümüzde tutsak olsun diye yaratılmamıştır .

Sevgi insanlara verdiğiniz sürece sevgidir ...

HAYATA GEÇ KALMAYALIM...



Slaytyerim

13 Eylül 2009

Cezamı Çekiyorum


Senin yolunu beklemekten
Yaşamanın tadını unutmuşum
Ölü bir bedende,
Yaralı bir kalp taşıyorum yanlızca
Nakış gibi işledim ismini
Kaderim deyip ağlıyorum yokluğuna
Faydasız belki gözyaşları dökmek
Kahretmek..
Razı gelmemek bu hayata
Cezamı çekiyorumda,
Bilmiyorum oysa sucumu
Lütuf edip bağışlayan bulunmuyor
Ve...
Acıların en büyüğü başlıyor
Mazimi düşünüyorumda
Ziyan etmişim ömrüme diyorum
Oysahayallerim son buluyor
Her akşam güneş batışında...


Hatice Türkmen Yurtseven

11 Eylül 2009

Dostlarınızı Kaybetmemeniz Dileğiyle..


Güzel bir hikaye:)

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......



Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

CAN YÜCEL

Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.
Sevgilerimle

Bu hikayeyi bana gönderen yazarım Hatice Hanıma çok teşekkür ederim..

10 Eylül 2009

Habertux.com Logo Tasarım Yarışması!


Habertux.com değişiyor. Kullandığımız sistemin zorlukları ve uyumsuzlukları nedeniyle, portalımızın alt yapısında köklü bir değişime gidiyoruz. Bu sürece sizleri de ortak etmek için bir logo tasarım yarışması düzenledik.


Çok daha basit ve göze daha hoş gelen bir yapıya sahip olan Wordpress için, hazırlıklarımızı başlattık.

Bu bağlamda siz de bir iz bırakmak istiyorsanız, logo tasarım yarışmamıza katılabilirsiniz. Gönüllülük esasına dayanan portalımızda, portalımızı temsil edecek bir logoya ihtiyaç duymaktayız.



Bu logoyu kendimiz çizip sizin önünüze sunmaktansa, sizlerin izini taşımasını istedik.

Yarışmada, 10 günlük eser tasarım süresi ve yine 10 günlük bir oylama süresi olacak. Yarışma sonunda birinci seçilen eser sahibine, bir de küçük ödülümüz olacak.

Yarışma detayları:


11-21 Eylül 2009 - Eserlerin toplanması

21-30 Eylül 2009 - Eserlerin oylanması

1 Ekim 2009 - Sonuçların açıklanması



Ölçüler ; 329 (genişlik) px x 89 (uzunluk) px.

Tür ; jpg, jpeg, gif, png


Eserlerinizi iletisim[at]habertux[dot]com adresine gönderebilirsiniz. Eser sınırlaması yoktur, istediğiniz kadar eserle katılabilirsiniz.



Konu ile ilgili soru veya sorunlarınızı buradan iletebilirsiniz.

Habertux.com


Blogumda bu haberi yayınlamaktan gurur duyuyorum.Logo tasarımlarınızı görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.Çok güzel bir etkinlik, keşke bilebilsem bende katılırdım.Ama en azından blogumda yayınlayarak sizlere ulaştırabilirim.Bana bu izni veren Habertux.com teşekkürlerimi sunuyorum.Benim gibi bilmeyen arkadaşlar olursa en azından bloglarında yayınlayarak,tasarımcı arkadaşlara ulaştırabiliriz. Saygılar.

09 Eylül 2009

8 Gülümüz


Siirt-Eruh ve Hakkari Çukurca'da çıkan çatışmalarda 8 asker şehit oldu, 3 yaralı var.
Hepimizin başı sağolsun.Vatanımızı bölmek istiyenler, gene boş durmadılar.8 gülümüzü şehit ettiler.

Bugün de boş durmadılar.Van’ın Başkale ilçesinde mayın patlaması sonucu 2 asker şehit oldu, 7 asker yaralandı. Hakkari'deki operasyonlarda ise 1 asker yaralandı.

Barıştan yanayız diye bas bas bağıranlar, açılımı destekleyenlerde görsünler.Açılım dedikleri bu olmalı yada barış dedikleri bu olmalı ki biz şehit vermeye devam ediyoruz.Eşlerimizi, evlatlarımızı ve canımızı bu vatan için veririz..
HEPİMİZ MEHMETÇİĞİZ

Haberin devamı için:
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/12439005.asp?gid=229

Hayatını kaybeden tüm şehitlerimizin ailelerine ve Türk Ulusumuzun başı sağolsun. Şehit ailelerine ve yakınlarına Allah sabır versin.Vatan sizinle gurur duyuyor.



Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Resimler için Slaytyerime teşekkürler..

Seninle Yaşamak Vardı (...)


Bambaşka bir şehirde
Yepyeni bir hayata
Başlamak vardı seninle..
Herşeyden
Herkezden uzak,
Sana ve hayallere yakın.
Nerde olduğu,
Neresi olduğu hiç önemli değil.
Sen olmalıydın yanımda
Ve seninle kurduğumuz
Sonsuz,
Sınırsız hayallerimiz olmalıydı.
Küçüçük ama
Saray gibi evimiz,
Bahçesinde
Rengarenk yediverenlerimiz,
Kışın ortasında kardelenlerimiz,
Ve çoçukların
Sesleri gelmeliydi kulağımıza
İçimizi hoş eden..

Hep gözlerimin içine bakmalıydın sen
Ben se tüm sevda şiirlerini
Yanlızca sana yazmalıydım.
Ve sana söylemeliydim
En güzel şarkıları...

Eğer mümkün olsa,
Herşeyi bir kenara bırakıp
Bambaşka bir şehirde
Yepyeni bir hayata
Başlamak vardı seninle...

Hatice Türkmen Yurtseven

07 Eylül 2009

Ödülüm.


Değerli blog arkadaşlarım Herbirşey, Bilgibankan, Mrlonely, Nuraykaya, Blackday beni bu ödüle layık görmüşler, teşekkür ediyorum..Sevgilerimi ve saygılarımı gönderiyorum.

Ödülün Kuralları:

1-Sizi ödüllendirene teşekkür edin.
2- Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.
3- Ödülün logosunu yayınlayın
4- 7 yaratıcı blogeri ödüllendirin.
5- Bu 7 bloğun linklerini yayınlayın.
6-Ödüllendirdiklerinizi bundan haberdar edin.
7- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.

Kendim için şunu söylemek istiyorum.Bu söz herşeyi anlatıyor:

Dost dediğin; seni sevmeli... Sarılınacak biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı... Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile dayanmalı... Dost dediğin; fanatik olmalı, bütün dünya seni üzdüğünde sana moral vermeli... Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli, Ve ağladığında seninle ağlamalı... Ama hepsinden daha çok; Dost matematiksel olmalı Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi çıkarmalı... Yarını toplamalı... Kalbinin derinliklerinde ihtiyacı hesaplamalı... Ve her zaman Bütün parçalardan daha büyük olmalı... İşi bitince seni bir tarafa atmamalı.
Ben iyi bir dosttum.

Ödülü bütün blog arkadaşlara gönderiyorum..Hepinize sevgilerimi gönderiyorum.

03 Eylül 2009

Sizin Değerleriniz Nelerdir:)


Öncellikle bir hikaye anlatacağım.Bu hikayeye göre en haklıdan en haksıza doğru sıralamanızı istiyorum.Bu sizin neye değer verdiğinizi gösterecek.

Hikayemiz:
Ali, Öğretmen,Mehmet ve Ayşe farklı köyde oturuyorlar.

Ali ve Ayşe birbirlerini çok seviyorlar,buna karşın Mehmet ve Öğretmende Ayşe'yi seviyorlar.Ali ve Ayşe anlaşıyorlar ve bir gün,Alinin ailesi Ayşeyi istemeye gidiyor.Fakat Ayşenin ailesi kabul etmiyor.


Ayşe de sevgisi için yağmurlu bir gün Ali'ye kaçmaya karar veriyor.
Sandalcıya gdiyor, olanları anlatıyor.Sandalcıda karşılığında bir şey istiyor.Ayşede üstündekilerden başka birşey olmadığı için, kıyafetlerini çıkartıp sandalcıya veriyor.Sandalcıda Ayşe'yi karşıya geçiriyor.

Ali, Ayşe'yi çıplak görünce Ayşe'ye inanmıyor.Ayşe de geri dönemeyince Mehmet'e gidiyor.
Mehmet ise önce Ali'ye gittiğini düşünerek Ayşeyi istemiyor.
Ayşe ise son çare olarak Öğretmene gidiyor.Öğretmen Ayşe'yi kabul ediyor ve evleniyor,mutlu mesut bir şekilde yaşıyorlar.

Sizden istediğim buradaki kişileri en haklıdan en haksıza doğru sıralamanızı istiyorum.
Kişiler: Ali, Ayşe, Sandal, Mehmet, Öğretmen...
Hadi bakalım.Aklınıza ilk gelen kişiden başlayın yazmaya,beş kişiyi de sıralayın.Yazdıktan sonra devam edin.

1.ALİ: Gelenekleri temsil ediyor. Çünkü töre ve geleneklere göre hareket etmiştir.
2.AYŞE:Aşkı temsil ediyor.Aşkı ve sevgisi için herşeyi göze almıştır.
3.SANDALCI:Parayı temsil ediyor.Karşılığında bir şey istemiştir.
4.MEHMET:Gururu temsil ediyor.Çünkü önce Ali'ye gittiği için gurur yapmıştır.
5.ÖĞRETMEN:Mantığı temsil eder.Çünkü mantıklı düşünmüştür,sevgisine sahip çıkmıştır.
Değerleriniz doğru mu?

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys