31 Ocak 2009

28 Ocak 2009

TASARRUF ( ders alinacak bir konu )‏


'5 yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.


On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

ÖNCE YAZIYI OKUYUN :)))))))))


Önce yazıyı okuyun, lütfen..
Garanti leasing'te
çalisanlar,
bir pastaneye, telefonla pasta
siparisi vermis.
pastanin üstüne 'garanti
leasing'den sevgilerle.' yazilmasi istenmis.
telefondaki adam
'leasing' kelimesini anlamamis. onlar da harf harf
kodlamislar.
gelen pasta ekte...
yurdum yaa, seviyorum seni...

ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR (Yakarış)


E-postama gelen bu maili sizlerle paylaşmak istedim;erkeklerin biz bayandan ricaları...

* Pembe dizilerdeki sahte aşk nağmelerini bizden duymaya çabalamayın çünkü onlar gerçekten rol yapıyor ve kabak bizim başımıza patlıyor.

* Bir SMS gönderdiğiniz zaman ilk 10 saniyede cevap gelmeyince ikinci SMS'te 'Orda mısın???' diye sormayın. Kesinlikle oradayızdır..!

* Mağazada gelinliklere bakıp 'Aaaa ne güzeeel' dediğinizde onun bizim için bir anlamı yoktur. Bizi duygusuzlukla suçlamayın. Gelinlik sadece kızların hayalidir erkeklerin değil!!!

* Saçlarınızı boyattığınızda bunu fark edemezsek anlayın ki yakışmamıştır ve bu bizim suçumuz değildir.

* Çoğu erkek ısrardan ve bir şeyi ikinci kez duymaktan nefret eder; mutlaka ilk söylediğinizi anlamışızdır ama işimize gelmiyordur, lütfen bize geri zekalı muamelesi yapmayın

* Alışveriş yapmak hiç zevkli değildir ve asla zevkli olmayacaktır.

* 'Beni seviyor musun?' diye sormayın. Emin olun ki sevmiyor olsak yanınızda bir saniye bile durmayız.


* Bizden sizinle aynı üzüntüyü yaşamamızı ve size tuvalete kadar eşlik etmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın görevidir.

* Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.

* Biz erkekler gerçekten basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında sadece acıkmışızdır ve sadece ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan 'ekmek niçin masada değil' diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın zira tüm erkekler edebiyatçı değildir.

* Eğer farkında olmadan 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle diğer anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın.

* Biz farklı anlamlar taşıyan dolaylı, mecazlı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin ve bizi yormayın.

* Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız ki büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.

* En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: 'En kolayını seç'. Bizden komplike şeyler beklemeyin.

* Erkekler genelde sadece ana renkleri görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir bizim için.

Sarımsı Yeşil, Açık Yeşil Likör yeşili, Çimen Yeşili, Kireç Yeşili, Yay Yeşili, Orta Deniz Yeşili. Yukarıda saydıklarınız vallahi hepsi yeşil işte! Lütfen bizi zorlamayın..?

* Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını bilmiyoruzdur lütfen sormayınız ayrıca uyum diye bir şey yoktur ve sırf uyum için giyeceğiniz şeyleri 1 hafta önceden tasarlamanız tamamen sizin takıntınızdır. Mavi kotun üstüne her renk ve desen blüz giyilebilir.

* Kırmızı tokanız var ve sırf bu tokaya uyum sağlaması için lütfen kırmızı takım elbise almaya bize mağazaları dolaştırmayınız..!

* Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol yemek ve mutfak gerçekliğinin icrasıdır.

* Bizi anlamaya çalışın; ancak bizi anlama işini lütfen fazla abartmayın çünkü çok kolay anlaşılır erkekler.

* Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin. Temiz bir evden ziyade bakımlı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır.

* Ev işlerinden sonra yattığınız yerde sızıp kalıyor ve her türlü kur çabasına yorgunum diyorsanız bu bizi bozar. Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır. Temizlik bir temizlikçi tarafından da yapılabilir ama bazı şeyler temizlikçi ile yapılmaz. Bizi zorlamayın..!

* Aylarca süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, mutlaka bir doktora gidin.

* Size 'neyiniz var' diye sorduğumuzda, 'hiç bir şeyim yok!!!' derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin.

* 30 civarında ayakkabınız ve dolaplar dolusu elbiseniz varken bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.

NOT: Bunu tanıdığınız tüm kadınlara anlatın ki; bir kere de olsa erkekleri anlasınlar. Mümkün olduğu kadar çok erkeğe de yollayın ki, onlar da yalnız olmadıklarını bilsinler

26 Ocak 2009

CAN DEDİĞİN TAŞ OLSA GEREK


Adam, televizyon karşısında Bosna dramını, yani katledilen on binlerce insanı seyretti. � Namusu kirletilen genç kızları� Böbrekleri ve diğer organları için kaçırılan çocukların haberlerini seyretti çekirdek çitleyerek. Hatta kızdı bazen.

Ama ölmedi adam.

Oğlu, Güneydoğu’ya askere gitti adamın.

Çatışma haberlerini sıcağı sıcağına seyretti televizyonda kimi zaman. Yüzlerce şehit haberi dinledi. Televizyonda, karakol baskınlarında şehit düşen askerlerin isimleri okunurken nefesini tutup dinledi. Ocağına ateş düşen ailelerin dramını anaların acılı feryatlarını seyretti.

Ama adam ölmedi.

Adam, Marmara depremini televizyondan duydu bir sabah kahvaltısında. Lokmalar boğazından yavaşça indi bu kez. Yerle bir olan binalar� Feryat eden insanlar� Enkaz altında ses arayanlar� Siren sesleri�

O bölgede yaşayan çocuklarını ve torunlarını hatırladı adam. Telefona davrandı, çalmıyordu. Televizyon karşısından kalkmadı adam. Gün boyu görüntülerdi seyretti, çocuklarından haber bekledi. Öğrendi ki on yedi bin can arasında iki torunu enkaz altında kalmış.

Sarsıldı adam ama ölmedi.

Birçok 28 Şubat haberleri seyretti televizyonda adam. Üniversite kapılarında başlarındaki yaşmakları çekilip çıkarılan, ağlayan kız çocuklarını ve torunlarını gördü. Kapıda öfkeyle bekleyen rektörleri gördü bir de. Gözlerinde kin vardı koca koca adamların. Kız çocukları, masum masum bakıyorlardı öfkeli adamların gözlerinin içine. Torunlarına sitem etti, adam. Devlet öyle istiyorsa kurallara uymak lazım, dedi. Bazen de ağlayan kızları görünce, neden böyle yapıyorlar ki bu çocuklara, diye sitem etti koca koca adamlara. Kalbi burkuldu.

Ama ölmedi adam.

Bir akşam vakti Bağdat’a füzelerin yağdığını televizyonda naklen seyretti adam. Düğünlerde havaya atılan havai fişeklerini seyreder gibi seyretti. Bir sabah vakti, Bağdat camilerinden acı acı yankılanan sela seslerini de dinledi naklen. Biraz yüreği sızlamadı değil. Aylar sonra Irak’ta yüz binlerce insanın öldüğünü duydu. Yine yüreği sızladı. Hatta höflenip öfkelendi bile.

Ama ölmedi adam.

Başka bir gün, başka bir torununu ekranda çırılçıplak gördü adam. Utandı, ‘‘namus payimal oldu’’ diye söylendi hatta. ‘’Biz böyle miydik?’’ diye sitemler etti oğluna. ‘’Toplum içine çıkılacak hal kalmadı.’’ dedi.
Ölmedi adam, hatta toplum içine de çıktı.

Bir akşam yine Gazze’nin bombalandığını duydu adam. Yanan binalar, siren sesleri, şehrin binalarının üzerinde parlayan füzeler� Sonra, yüzünden masumiyetle beraber kan damlayan çocuklar� Cansız çocuk bedenleri...
‘’Hep Gazze hep Gazze, bu Gazze nerdedir?’’ diye sordu torununa. Bilemedi torunu. Kanal değiştirip yarışma proğramı seyretti. Çekirdek çitledi. Kahvesini yudumladı. Yeniden karıştırdı kanalları. Gazze’den bahsediyordu yine. Başörtülü kadınların çığlıklarını duydu. Gövdesi parçalanmış esmer çocukları gördü yeniden. Gözlerinden ağıt makamında korku damlıyordu çocukların. Bir de Mescid-i Aksa’nın yakınında kahraman edasıyla dolaşan İsrail askerlerini gördü.

Yatağına uzandığında içinin burkulduğunu hissetti.

Yine ölmedi adam.

Yılbaşı gecesiydi. Bütün Hıristiyan dünyası çılgınca eğleniyordu, İslam Âlemi’nde buruk bir hüzün�

Saat 00’ı vurmaya hazırlanırken, heyecanla milli piyango çekilişini seyrediyordu adam. Parmakları arasında bir bilet titriyordu. Elindeki biletin son numarasına kadar bütün numaraları tutmuştu. Heyecanla dönen çarktan düşecek son topu bekliyordu. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Hiç bu kadar heyecanlanmamıştı. Yetmiş beş yıldır kalbi hiçbir olay karşısında bu kadar yerinden oynamamıştı.

Birden öldü adam.

Kimdi ki bu ölen adam?

Ölmek sadece kalbin durması mıdır ki? Duyarsızlaşması da ölmesi değil midir kalbin?

Herkes çevresine bakınırsa onlarcasını görecek. Bak siz bile, adam son numarayı tutturabilmiş mi, diye merak ediyorsunuz.

İnsanın kalbi öldükten (duyarsızlaştıktan) sonra paranın ne önemi var ki!

Arifhan AKPINAR / Haber 7

25 Ocak 2009

81 İLİMİZİN YÖRESEL MÜZİKLERİ EŞLİĞİNDE










  1. 81 İLİMİZİN YÖRESEL MÜZİKLERİ EŞLİĞİNDE TARİHİ RESİMLERİNDEN OLUŞAN (NOSTALJİK) ŞEHİRLERİMİZ SLAYTLARI
    SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM.SLAYTLARA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN:

    http://slaytyerim.com/slaytlar/cat_view/31-81-l-nostalji-slaytlar.html

    BU GÜZELİĞİ BİZLERE SUNAN,EMEK HARCAYAN SLAYT YERİM COM. TEŞEKKÜRLER... BURAYA DA YAZININ GERİ KALANINI YAZIN

Göz Kuruluğu Riskine Karşı Kış Önlemleri


Ultraviyole ışınların göze zarar verici etkilerinin kışın da sürdüğü, dolayısıyla bu aylarda da güneş gözlüğü takılması gerektiği bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Zengin, küresel ısınma ve ozon tabakasındaki incelme nedeniyle göz sağlığına daha fazla dikkat edilmesini önerdi.
Güneşin en fazla ultraviyole ışınlarının göze zarar verdiğini ifade eden Prof. Dr. Zengin, ultraviyole ışınlarının sadece yazın değil, artık kışın da göze zarar verici etkilerinin arttığını söyledi.
Prof. Dr. Zengin, bu nedenle yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da güneşin zararlı ışınlarından korunmasına özen gösterilmesi gerektiğini belirterek, şöyle dedi:
''Ultraviyole ışınlar nedeniyle kış aylarında da güneşli havalarda güneş gözlüğü takmak gerekiyor. Bu açıdan yılın her döneminde güneşli havalarda güneş gözlüğü takma alışkanlığı kazanmakta büyük yarar var. Yazlık ve kışlık gözlük almaya gerek yok, tek gözlük yeterli olur.''
Kışın karın da göze olumsuz etki yapacağını bildiren Prof. Dr. Zengin, kardan yansıyan ışığın güneşin zararlı etkisini artıracağından, kayakçıların ve avcıların mutlaka güneş gözlüğü takmaları gerektiğini kaydetti.
Prof. Dr. Zengin, kullanılacak gözlüğün camlarının polarize özellik taşımasında büyük yarar olduğunu, gözü güneşin zararlı etkilerinden koruyacak özellikte kaliteli güneş gözlüğü tercih edilmesinin yeterli olacağını belirtti.
Kış aylarında dikkat edilmesi gereken bir başka konunun da göz kuruluğu olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zengin, şöyle devam etti:
''Kışın genelde ısıtılan ortamda bulunulduğu için göz kuruluğu riskine karşı da önlem almak gerekir. Bunun için kalorifer ya da sobayla ısıtılan yerlerde nem düzeyini artırmak için, ısıtıcının yanına ya da üzerine su dolu kaplar konarak, kapalı ortamın nem dengesi sağlanmalıdır.''

24 Ocak 2009

Pazarlama kavramları - örnekleme‏

Bir profesor, yuksek lisans ogrencilerine pazarlama kavramlarini anlatiyordu:
1. Katildiginiz bir partide buyuleyici bir kiz gordunuz
ve yanina giderek 'Cok zenginim. Evlen benimle!' dediniz.
Bu, dogrudan pazarlamadir.
2. Bir grup arkadasinizla katildiginiz partide buyuleyici bir kiz gordunuz.
Arkadaslarinizdan biri kizin yanina gitti ve sizi isaret ederek kiza 'O cok zengin. Evlen onunla!' dedi.
Bu, reklamdir.
3. Katildiginiz partide buyuleyici bir kiz gordunuz
ve yanina gidip telefon numarasini aldiniz. Ertesi gun arayip 'Cok zenginim. Evlen benimle!' dediniz.
Bu, telepazarlamadir.
4. Katildiginiz partide buyuleyici bir kiz gordunuz.
Kalkip kravatinizi duzelttiniz, ona dogru yuruyup ickisini tazelediniz, arabanin kapisini actiniz,
cantasini dusurunce egilip aldiniz, kucuk bir gezinti teklif ettiniz ve
sonra 'Bu arada ben cok zenginim. Benimle evlenir misin?'dediniz.
Bu, halkla iliskilerdir.
5. Katildiginiz bir partide buyuleyici bir kiz gordunuz.Yaniniza geldi ve 'Duyduguma gore cok zenginmissiniz. Benimle evlenir misiniz?' dedi.
Bu, marka bilinirligidir.

6. Katildiginiz bir partide buyuleyici bir kiz gordunuz.

Yanina yaklasip 'Ben cok zenginim. Evlen benimle!' dediniz. Suratiniza

okkali bir tokat yapistirdi.

Bu, musteri geribildirimidir.

7. Katildiginiz bir partide buyuleyici bir kiz gordunuz.

Yanina yaklasip 'Ben cok zenginim. Evlen benimle!' dediniz. O da sizi kocasiyla tanistirdi.

Bu, arz-talep uyusmazligidir.

8. Katildiginiz bir partide buyuleyici bir kiz gordunuz.

Yanina yaklastiniz, ama siz birseyler soyleyemeden once biri gelip ona

'Ben cok zenginim. Benimle evlenir misin?' dedi ve kiz onunla gitti.

Bu, sizin pazar payiniza goz koyan rekabettir.

9. Katildiginiz bir partide buyuleyici bir kiz gordunuz.

Yanina yaklasip 'Ben cok zenginim, evlen benimle!' diyecekken kariniz geldi.

Bu, yeni pazarlara girememektir.

23 Ocak 2009

HANGİ AĞAÇTAN DÜŞTÜNÜZ ! :):):):):):


> CELTIC Astrolojisi ağaçlara dayanıyormuş. Ona göre doğduğunuz gün,
> hangi ağaçtan geldiğinizi ortaya çıkartıyor. agac acıklamaları asagıda...
>
> DOĞUM ARALIĞI AĞAÇ CİNSİ
> 23 – 31 ARALIK ELMA AĞACI
> 01 – 11 OCAK KÖKNAR
> 12 – 24 OCAK KARAAĞAÇ
> 25 OCAK – 03 ŞUBAT SELVİ
> 04 – 08 ŞUBAT KAVAK
> 09 – 18ŞUBAT SEDİR
> 19 – 28 ŞUBAT ÇAM
> 01 – 10 MART SALKIMSÖĞÜT
> 11 – 20 MART IHLAMUR
> 21 MART MEŞE
> 22 – 31MART FINDIK
> 01 – 10NİSAN ÜVEZ
> 11 – 20 NİSAN AKÇAAĞAÇ
> 21 – 30 NİSAN CEVİZ
> 01 – 14 MAYIS KAVAK
> 15 – 24MAYIS KESTANE
> 25 MAYIS – 03 HAZİRAN DİŞBUDAK
> 04 – 13HAZİRAN GÜRGEN
> 14 – 23 HAZİRAN İNCİR
> 24 HAZİRAN HUS
> 25 HAZİRAN – 04 TEMMUZ ELMAAĞACI
> 05 – 14 TEMMUZ ÇAM
> 15 – 25 TEMMUZ KARAAĞAÇ
> 26 TEMMUZ – 04 AĞUSTOS SELVİ
> 04 – 13 AĞUSTOS KAVAK
> 14 – 23 AĞUSTOS SEDİR
> 24 AĞUSTOS – 02 EYLÜL ÇAM
> 03 – 12 EYLÜL SALKIMSÖĞÜT
> 13 – 22 EYLÜL IHLAMUR
> 23 EYLÜL ZEYTİN
> 24 EYLÜL – 03 EKİM FINDIK
> 04 – 13 EKİM ÜVEZ
> 14 – 23 EKİM AKÇAAĞAÇ
> 24 EKİM – 11 KASIM CEVİZ
> 12 KASIM – 21 KASIM KESTANE
> 22KASIM – 01 ARALIK DİŞBUDAK
> 02 – 11 ARALIK GÜRGEN
> 12 – 21 ARALIK İNCİR
> 22 ARALIK KAYIN
> VE AÇIKLAMALARI ;

> ELMA : ( AŞK ) Cazibeli, Fiziksel olarak dikkat çekici ve
> etkileyici… Hoş bir auraya sahip. Flörtöz ve maceraperest ama hassas
> ve her zaman aşık bir tip. Sevmeye ve Sevilmeye meraklı. Sadık ve
> hassas bir eş. Cömert. Bilimsel konulara yeteneği var. Bugün için
> yaşar. Hayal gücü yüksek.
> DİŞBUDAK : ( HIRS ) Farklı bir çekiciliğe sahip, hayat dolu,
> talepkar, düşüncesizce hareket eden ve eleştirilere kulak asmayan
> biri. Hırslı, akıllı,
> yetenekli, kaderine hükmetmeyi seven, egoist olmaya elverişlidir. Ama
> ona güvenebilirsiniz. Bazen beyni kalbine hükmedebilir. İlişkileri
> çok ciddiye alır ve sadıktır.
> KAYIN : ( YARATICILIK ) İyi bir zevki vardır. Görünüşe ve kendi
> görüntüsüne önem verir. Materyalist sayılır. Hayatı ve kariyeri için
> çok ve düzenli çalışır. Ekonomiktir. Gereksiz risklere girmez. Makul
> bir tiptir. Diyet ve sporla fiziğine dikkat eder.
> HUS : ( ESİNLENME ) Hayat dolu, etkileyici, elegan, arkadaş canlısı,
> gösterişten uzak, mütevazi, aşırılıktan hoşlanmayan, kaba şeylerden
> nefret eden biridir. Doğal ve sakin bir yaşamı tercih eder. Fazla
> tutkulu değildir. Hayal gücü yüksek ve az hırslıdır. Sakin ve Uygun
> ortamlar yaratır.
> SEDİR : ( GÜVEN ) Zarif, her ortama ayak uydurabilen, lüksü seven,
> sağlığına dikkat eden , kendine güvenen, başkalarına da biraz
> yukarıdan bakan biridir. Kararlı, Sabırsız ve Başkalarını etkilemeyi
> sever. İyimserdir
> ve beceriklidir. Tek ve Gerçek Aşkını bekler. Çabuk karar verir.
> KESTANE : ( DÜRÜSTLÜK ) Alışılmadık bir güzelliği vardır ve insanları
> etkilemek gibi bir derdi yoktur. Adil ve neşelidir. Doğuştan
> Diplomattır. Çok kolay huzursuzluğa kapılır ama her türlü ilişkisin
> de hassasdır. Bazen olağandışı davranır. Sevgili bulmakta güçlük
> çeker.
> SELVİ : ( SADAKAT ) Güçlü, fiziksel olarak güzel, her ortama
> uyabilen, hayatla fazla uğraşmayan, hoşnut, iyimserdir. Yalnızlıktan nefret eder. Kolay kolay tatmin edilemeyecek
> kadar tutkuludur. Ama
> sadıktır. Modu çabuk değişir. Kurallara boyun eğmez. Biraz da ukala
> ve ilgisizdir.
> KARAAĞAÇ : ( ASİL ) Müşfik, fiziksel olarak düzgün, giyimine dikkat
> eden , taleplerin de aşırılığa kaçmayan, insanlara neşe verebilen,
> liderlik etmeyi seven ama kendisi altta olmayı sevmeyen biridir.
> Dürüst ve sadık bir eştir. Başkaları için karar vermeyi sever.
> Cömerttir. Pratik zekası güçlü ve iyi bir espri anlayışı vardır.
> İNCİR : ( HASSASİYET ) Çok güçlü, bağımsız, tartışmalara ve
> zıtlıklara fazla izin vermeyen, aile hayatına düşkün, iyi bir baba ve
> hayvanseverdir.
> Sosyal bir kelebek gibidir. Espriden anlar, aylaklığı ve tembelliği
> de sever. Bencilliği vardır. Akıllı ve pratiktir.
> KÖKNAR : ( GİZEM ) Sıradışı bir zevki vardır. Sofistike ve
> kadirşinastır. Güzel olan her şeyi sever. Dikbaşlı, çabuk Modu
> değiştiren, bencil olmasına rağmen kendisine yakın olanlarla
> ilgilenen biridir. Çok mütevazi olduğu söylenemez. Hırslıdır ve
> memnun edilmesi zor bir sevgilidir. Çok arkadaşı vardır ve ona çok
> güvenebilirsiniz.
> FINDIK : ( OLAĞANÜSTÜ ) Çekici, anlayışlı, insanları nasıl
> etkileyeceğini bilen, fazla talepkar olmayan, sosyal hayatta aktif ve
> girişken hatta dövüşken
> biridir. Popülerdir. Psikolojik durumu çabuk değişir. Kaprisli bir
> aşıktır. Ama dürüst ve eşine toleranslı davranır. Kusursuz bir yargı
> yeteneği vardır.
> GÜRGEN : ( ZEVK SAHİBİ ) Cool bir güzel. Dış görüntüsüne ve bakımlı
> olmaya dikkat eder. Zevk sahibidir. Başkalarını kendinden fazla
> düşünür. Hayatı mümkün olduğunca kolay bir hale getirmeye çalışır.
> Disiplinli bir hayat için kılavuzluk eder. İlişkilerinde kibardır.
> Farklı sevgililer bulmak
> ister. Duygularıyla ilgili olarak mutluluğu yakalaması kolay olmaz.
> Çoğunlukla da başkalarına güvenmez ve kararlarından asla emin olmaz.
> IHLAMUR : ( ŞÜPHE ) Hayatın ona getirdiklerini kabul eder. Kavga ve
> tartışmadan nefret eder. Çalışkandır. Tembelliği ve bencilliği hiç
> sevmez. Streslidir. Yumuşak huylu ve merhametlidir. Arkadaşları için
> çekinmeden fedakarlık yapar. Becerikli olmasına rağmen bunları
> değerlendirmesini bilmez. Mızmızdır, zordur ama vefalıdır.
> AKÇAAĞAÇ : ( ÖZGÜR ZEKA ) Hayal gücü ve orjinallikle dolu hiç de
> sıradan olmayan biridir. Utangaç, hırslı, gururlu, kendine güvenen,
> yeni deneyimlere aç biridir. Genellikle sinirli ve gergin bir yapısı
> vardır. Hafızası kuvvetlidir. Çok kolay öğrenir. Aşk hayatı biraz
> karmaşıktır. Başkalarını etkilemeyi sever.
> MEŞE : ( CESARET ) Sağlam yaradışlı, cesur, güçlü, bağımsız ve
> girişkendir. Acıma duygusu çok yoktur. İşini şans'a bırakmayı sevmez.
> Ayaklarını yere sağlam basmak ister. Hareketlidir.
> ZEYTİN : ( ERDEM ) Makul biridir. Güneşi ve sıcak havaları sever.
> Kibar duyguları vardır. Agresyon ve şiddetten kaçınır. Sakin ve
> toleranslıdır. Adalet duygusu gelişmiştir. Hassas kıskançlıktan uzak
> bir yapısı vardır. Okumayı ve sofistike insanlarla muhatap olmayı
> sever.
> ÇAM : ( TİTİZ ) Uyumlu ilişkileri sever. Dinç ve güçlüdür. Nasıl
> rahat edebileceğini bilir. Doğal ve hareketli biridir. İyi bir
> partnerdir. Çok arkadaş
> delisi değildir. Çabuk aşık olur ama ateşi çabuk söner. Herşeyden
> kolay vazgeçebilir. İdeali bulana kadar her şey geçicidir. Güvenilir
> ve pratiktir.
> KAVAK : ( TATMİNSİZ ) Fazla kendine güvenmeyen, sadece gerektiği
> zaman cesaretli olan biridir. Arkasının güçlü olmasını ve sıkı
> insanlarla muhatap olmasını sever. Çok seçicidir. Genellikle
> yalnızdır. Artistik bir doğası vardır. Kin tutar. İyi bir
> organizatördür. Felsefik takılmayı sever. Ama her durumda ona
> güvenilebilen biridir. İlişkilerini de çok önemser.
> ÜVEZ : ( HASSASİYET ) Dikkat çekici, neşe verici, bencillikten uzak,
> dikkat çekmeyi seven biridir. Hayata bağlıdır. Yerine ve duruma göre
> hem bağımlı hem de bağımsız olabilir. Zevklidir. Duygusal, hassas,
> tutkulu ve artistik özellikleri vardır. İyi bir eş olur ama çok zor
> affeder.
> CEVİZ : ( TUTKU ) Garip ve zıtlıklarla dolu biridir. Egoist ve
> agresiftir. Beklenmedik tepkiler gösterir. Asil bir ruhu vardır.
> Spontandır. Çok hırslıdır ve hiç esnekliği yoktur. Zor ve alışılmışın
> dışında bir eş'tir. Çok zor beğenir. Çok kıskanç ve tutkuludur.
> Sadece takdir eder. Uyum göstermek için fazla
> fedakarlık etmekten de hoşlanmaz. İlginç stratejiler üretmeyi sever.
> SALKIMSÖĞÜT : ( MELANKOLİ ) Güzel ve çok melankoliktir.
> Etkileyicidir. Güzel ve zevkli şeylere meraklıdır. Seyahat etmeyi
> sever. Hayalperesttir. Kaprisli ama dürüsttür. Başkalarının
> duygularına önem
> verir. Çabuk etki altında kalır ama beraber yaşanması zor biridir.
> Talepkârdır. Sezgileri de kuvvetlidir. Aşıkken acı çeker ama demir
> atabileceği birini bulabilir.

20 Ocak 2009

BUGÜN ÇOK AĞLADIM


Herkesin bir idealı vardır.bu ideallerinin peşinde koşar..Benim idealim KPSS yi kazanıp, memur olabilmekti.KPSS yi kazandım,puanımda güzel...Dün KPSS ilk yerleştirmeleri belli oldu.Önceden bir ayda belli olan KPSS, 13 günde açıklandı.Şimdi torpil var mı yok mu.. Hep bu haberleri okuyorum.Haberleri okudukça daha çok üzülüyorum.Duyduklarıma göre dayın,amcan olacak, istinai memur alımları,partiye üye olacaksın...düşünebiliyormusun sen emek harca çalış,karşılığını işte benim gibi alıyorsunuz.
Evet, ben çok ağlıyorum.torpilim olmadığı için değil,hakkımı alamadığım için ağlıyorum.Şimdi ikinci memur yerleştirmeleri bekliyorum ve bir umut olarak bu sefer inşallah olur demekten başka birşey gelmiyor.Şimdi kendime çok kızıyorum,keşke daha çok çalışsaydım,%100 yapsaydım da girebilirdim...Evet gördüğünüz gibi benim keşkelerim çoğaldı.Sizde benim gibi keşkeleriniz çoğalmasın...Keşke dememek için,dahaçok çalışın,daha çok çaba harcayın...Bugün yeni bir güne başladım ve öncelikle hakkıyla yerleşen arkadaşları tebrik eder,ben dahil atanamayan arkadaşlarada sabır diliyorum.Durmak yok,yola devam diyerek ikinci yerleştirmeleri bekliyoruz. Her zaman kendime dediğim gibi diyerek yeni bir güne başlıyorum.Hayata sıkı sıkı sarılın ve umutunuzu hiçbir zaman kaybetmemek dileğiyle gününüz aydın olsun...

13 Ocak 2009

ANNE VE BABA ARASINDAKİ FARK :)?‏


Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu.
Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının üzerinde 'çay seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.

Derken anne eve geldi.
Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu.
Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti.
Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:

'Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?'

Sonuç-1: Anneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir.
Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever.

DOSTLUK


Size içten bir şekilde güzel olduğunuzu söyleyen;
Suratına kapadığınızda sizi geri arayan;
Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan;
Sizi alnınızdan öpen;
Size en zor anlarınızda bulutların üstüne çıkarmak isteyen;
Arkadaşlarının önünde elinizi tutan...

Öyle birini bekleyin ki;

Size durmadan size sahip olduğu ... Devamıiçin kendini şanslı saydığını veya ne kadar önemsediğini hatırlatan;
Arkadaşlarına dönüp 'aradığım o...' diyen...
Tenini besleyip gelistirmeye bakma,cünkü o sonunda topraga verilecek bir kurbandir.Sen gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek,sereflenecek odur.
MEVLANA

12 Ocak 2009

KADIN OLMAK


KADIN OLMAK;sadece güzel olmak demek değil, gördüğünde o güzelliğin içinde erkeğin kendi ruhunu bulabilmesini sağlayabilmektir...
Kadın olmak; ipek saçlar, pembe topuklar, ince bel değil, bütün bunların içerisinde bir hanımefendi olabilmeyi başarabilmektir..
Kadın olmak; güzellik takıntısı içerisinde olmak değil, o güzelliğe akılda katabilmektir...
Kadın olmak; insanları elinin tersiyle itip kendisinden uzaklaştırmak değil, avuçlarını sımsıkı kavrayarak insana emin ellerde olduğu duygusunu verebilmektir.Kadın olmak; çok konuşarak beynini didiklemek değil, sıradan ve kabullenilebilir yaşamın ne olduğunu bilebilmektir...Kadın olmak; şatafat düşkünü olmak değil, sımsıcak bir öpücüğün bir tek taş yüzükten daha değerli olduğunu anlayabilmektir...Kadın olmak; doğum günleri, evlenme günleri ve bilumum ardı arkası kesilmeyen özel gün sendromlarında pahalı hediyeler istemek değil, sadeliğin içerisinde fark edilebilir olmaktır...Kadın olmak; duruşu, oturuşu ve yürüyüşü abartılı olmak demek değil, kendini süs bebeği gibi ortalara atıp başkalarıyla fingirdeşmemektir...Kadın olmak; hangi dizi başlamış, kimler oynuyor, kim kiminle yakalanmış bunları merak etmek değil, ekonomiden, politikadan, spordan ve kültürel olaylardan haberi olmaktır...Kadın olmak; sırf hatun numarasıyla cahilliğini gizlemek değil, bizi kim yönetir, oligarşi, monarşi, revalüasyon, ofsayt gibi kelimelerin anlamını bilmektir...Kadın olmak; gezip eğlenmek değil, pazar parasını kozmetiğe yatırmaması gerektiğini, domatesin, ekmeğin, soğanın, kıymanın kaç para olduğunu bilmektir...Kadın olmak; telefonda saatlerce cak cak konuşmak değil, sonradan gelen faturalara niye böyle fatura geldi acaba diye şaşırmamaktır...Kadın olmak; içi vıcık vıcık dedikodu yumağı içinde kaybolmak demek değil, eşini, dostunu kollamaktır...Kadın olmak; marka düşkünü, moda düşkünü olmak değil, sökük, paça boyu, fermuar dikebilmektir...Kadın olmak; marifetlerini sadece erkekleri elde ederken göstermek değil, tüm elinden gelen marifetleri içinden gelerek, göstermelik olmadan yapabilmektir...Kadın olmak; dır dır konuşup adamın sinirini bozup, kafatasını attırmak değil, körolası dilini gerektiğinde tutabilmektir...Kadın olmak; sadece alışveriş merkezlerine gidip ne bulduysa almak değil, sana don kilot almasını, gömlek ve ayakkabı numaranı bilebilmesidir...Kadın olmak; sadece kendi giyiminden sorumlu olup kendini giydirmek değil, zevki seni giydirecek kadar yerinde olmaktır...Kadın olmak; orada burada dedikodu yaparak, laf taşımak değil, seni ayıkla pirincin taşı durumlarına getirmemektir...Kadın olmak; güzel görünebilmek için orasını burasını her yeri görünene kadar açmak değil, dekoltesinin dozunu ayarlayabilmektir...Kadın olmak; saldırganlaşıp kafesinde kırbaçla eğitilmeye çalışılan bir aslana benzemek değil, yumuşak huylu olup erkeğinin dizlerinde tüyleri okşanan bir kedi olabilmektir...Kadın olmak; çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver demek değil, sana yüreğiyle güvenmek ve inançlarıyla sokulmaktır...Kadın olmak; sağda solda konuşulanları gerçekmiş gibi saymak değil, kimsenin arkasından konuşmamaktır...Kadın olmak; sınırları zorlayıp, salya sümük ağlamak, kıytırık nedenlerden hır gür çıkarmak demek değil, sözü dinlenir, anlaşılır olmaktır...Kadın olmak; hayatı giyim kuşam üzerine kurmak demek değil, giydiğin gömleğe hangi pantolonun yakıştığını, uyum ve uyumsuzluğun ne olduğunu bilmektir...Kadın olmak; dağa çıkarken rugan ayakkabı giymek değil, spor ayakkabısı ile topuklu ayakkabının ayrımı bilebilmektir...Kadın olmak; of yoruldum, beni ara, beni al, beni bul, bunu isterim demek değil, sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim, merak etme diyebilmektir...Kadın olmak; korkak ve çekingen olmak demek değil, seni seviyorum derken korkmamak, başka şeylerin arkasına gizlenmemek ve arkandan laf söyletmemektir...Kadın olmak; aklını sadece seksle bozmuş olmak değil, yanına boylu boyunca uzandığında göğsünde atan kalbinin yerine kendini, ruhunu, herşeyini koyabilmektir...Kadın olmak; yatağa boylu boyunca uzanmak değil, sana yatağa aşksız yatmadığını hissettirmektir...Kadın olmak; çıtır çerez gibi bir günlük olmak demek değil, gecelik değil ömürlük olarak yıllara rehaveti değil huzuru taşımaktır...Kadın olmak; sadece en seksi leydi olmayı bilmek değil, yeri geldiğinde hanım sultan olarak söz geçirmesini bilmektir...Kadın olmak; cıvık konulara takılıp zaman tüketmek değil, küsmemesini ve ayıp nedir öğrenebilmektir...Kadın olmak; sık boğaz edip yalancı durumuna düşürmek değil, karşısındaki insanı taşıyabilmektir...Kadın olmak; yapılan her tartışma sonunda karşısındaki insanı ayrılmakla tehdit etmek demek değil, sabırlı ve gururuna dokundurmadığı gibi, karşı tarafında gururunu incitmemeyi bilebilmektir..Kadın olmak; tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürsüz yemeklerle işi olmak demek değil, pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı kondurabilmek ve salatasız yemeğe oturmamaktır...Kadın olmak; temiz olmak için yarım şişe parfümü sıkarak süslü boyacı küpü olmak değil, öpüldüğü zaman etrafa buram buram parfüm değil aşk kokuları saçabilmektir...Kadın olmak; sadece istemek demek değil, seni bir hamur gibi karmasını bildiği gibi o hamura kendisini de katabilmektir...Kadın olmak; parası yokken ezik, varken kudurmuş olmak demek değil, paranın gücünü bilebilmektir...Kadın olmak; değerlerini bir anlık hevesler uğruna terketmek değil, namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanabilmek, yan gözle adam kesmemek, üstüne sevgili edinmemektir...Kadın olmak; sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber olmak değil, sözüne güvenilir olmaktır...Kadın olmak ; konuşulan her şeyi eşe dosta yetiştirmek değil, konuşulanların oradan dışarı çıkmamasınısağlayabilecek kadar sıkı bir çeneye sahip olmaktır...Kadın olmak; para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden, tehtitkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmak demek değil, rol yapmamaktır...Kadın olmak; komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmak değil, kendisini sevebilmektir...Kadın olmak; sadece koluna takıp gururla gezmesini bilmek değil, koynuna çekip şehvetle sevişmesini bilmektir...Kadın olmak; sadece ana olabilmek değil, çocuklarından saygı görmeyi, anaya babaya hürmet etmeyi de bilebilmektir...Kadın olmak; sevdiği insanı parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle sınırlamak değil, sevdiği insanı sadece o olduğun için sevebilmektir... ERKEK DEDİĞİNSeni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...Zeki olacak.Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisikatmasını da.Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.Erkek dediğin önce sevecek.Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.

BİRLİKTELİK


ARKADAŞLIĞIN , DOSTLUĞUN ,SEVGİNİN BİRLEŞTİĞİ TEK YER..

 
Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys