31 Mart 2009

SEN OLMALIYDIN ŞİMDİ YANIMDA


Sen olmalıydın şimdi yanımda
aahh sen olmalıydın...
Köyümün buram buram nergiz kokan havasında,
Ellerimde senin ellerin olmalıydı
Gün batımını seyrederken.
Ve sana söylemeliydim
Bildiğim tüm sevda şarkılarını
Ve bütün şarkılar bizi anlatmalıydı...

Sen olmalıydın şimdi yanımda
aahh sen olmalıydın..
Köyümün buram buram akasya kokan havasında
Gözlerime senin gözlerin olmalıydı bakan,
Ve her bakışında içimi yakan.
Beni umulmaz sevdalara salan...

Sen olmalıydın şimdi yanımda ,
aahh sen olmalıydın....
Köyümün cayır çimen kokan havasında
Bir sana söylemeliydim deli sevdamı,
Yanlız sana yandığımı
Çaresizlik içinde çaresiz kaldığımı
Ve bu ömrü sana adadığımı..

Sen olmalıydın şimdi yanımda,
aahh sen olmalıydın.....
Nerdesin,Nerelerdesin..?

Rumuz:(Kardelen)

MUHSİN YAZICIOĞLU-SON GÖREV



BBP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, Yazıcıoğlu’nun cenazesi saat 10.30’da parti yöneticileri, il başkanları ve Alperen Ocakları üyelerince Gazi Hastanesi’nden alınarak TBMM’ye getirilecek. Saat 11.30’da TBMM’de gerçekleştirilecek törenin ardından konvoy eşliğinde Kocatepe Camii’ne ulaştırılacak olan cenaze, burada öğle namazını müteakip kılınacak cenaze namazı sonrasında BBP Genel Merkezi’ne getirilecek. Yazıcıoğlu’nun cenazesi, Mehmet Akif Ersoy’un evi ile Tacettin Dergáhı arasındaki bahçede defnedilecek
Hayatını kazada kaybeden vatandaşlarımıza;Allah'tan rahmet,geride kalan ailelerine,eşlerine ve çocuklarına sabır diliyorum.Toprağınız bol olsun...

30 Mart 2009

ErkekLerin EvLendikDen Sonraki Evrimi :-)


6. hafta: Seni seviyorum
6. ay: Tabii ki, seni seviyorum
6. yil: Seni sevmesem coktan ceker giderdim

6. hafta: Hangi filmi görmek istersin?
6. ay: Evita'ya gidelim mi?
6. yil: Evita'yi gör, ben cok begendim

6. hafta: Üzülme sevgilim, leke yapmaz
6. ay: Dikkat etsene yahu!
6. yil: Amma da sakarsin be kadin!

6. hafta: Ben pek bu fikirde degilim
6. ay: Bu konuda yanlis düsünüyorsun
6. yil: Sacma sapan konusma, Alla'sen

6. hafta: Yaptigin yemeklere de bayiliyorum
6. ay: Bu aksam ne yiyoruz?
6. yil: Gene mi makarna!

6. hafta: Bir sey icer misin?
6. ay: Bir Cola icerim
6. yil: Gene buz koymayi unutmussun

6. hafta: Bu elbise sana cok yakismis
6. ay: Bir elbise daha mi aldin?
6. yil: Kac para verdin buna?

6. hafta: Özür dileyecek bir sey yapmadin ki
6. ay: Biraz dikkat etsene be kizim
6. yil: Hay senin eline..
Sevda.Tk

Kaynak:http://www.sevda.tk/

Fikrim:Bütün erkekler böyledir demiyorum....!!!

MİMLERİM:)))


1.MİM
Severek takip ettiğim
İnsan Sevgisi beni mimlemiş,hangi konuda biraz zor tabiiki.."Maddeler halinde kendinizi kendi cümlelerinizle tanımlayacaksınız..." insanın kendisini anlatması çok zor..
1-Hayata tek gözle değil,çift gözle bakmayı öğrendim......????
2-Fal hastasıyım,kahveden,iskambile ,tarot,zar.....falına kadar bilen biri olarak,artık bu alışkanlığını bırakıp,geleceğini fallarda aramayı bırakmıştır..
3-Eşimin mesleğinden dolayı,memleketin doğusundan,batısına ve güneydoğusuna kadar gitmiş olmasından dolayı,artık insan sarrafı olmuş..İnsanların A demesinden,arkadan gelecek B'yi tahmin eden biriyim..(yani 6 hissi çok kuvvetli biriyim..)
4-''Canımı yakanın canını yakarım'' anlayışı vardı,biraz daha olgunlaşınca, bana yapılan herşeyi, Allah'a havale ediyorum..
5-Son olarak,bende HAKAN CAN'ın dediği gibi;hatalarımla,tecrübelerimle şu an mutlu ve mütevazi bir yaşamın içerisindeyim...-Sevdiklerimle birlikte-..
TEŞEKKÜR EDERİM İNSAN SEVGİSİ:)))

2.MİM
Yeni keşfettğim severek takip ettiğim ÖĞRETMENİM
Koraybeni mimlemiş,benden önce davrandı..Sorular bayağı zor:)))
ÇOCUKKEN...
1. Çocukken ............... kaçırdım.
2. Çocukken ............... yoksundum.
3. Çocukken ............... yaralanmış olabilirim.
4. Çocukken ............... olmayı hayal ederdim.
5. Çocukken ............... isterdim.
6. Evimizde asla yeterli .......... olmadı.
7. Çocukken daha fazla ........... ihtiyaç duyardım.
8. Bir daha asla .......... göremeyeceğim için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca ......... merak ettim.
10. ............. kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.

Zaman makinesindeki yolculuğumuza başlıyorum:
1.Çocukken öyle şeyler yapmadım ben!!!
2.Çocukken
3.Çocukken çok kötü salıncaktan düştüm..feciydi..Hala yükseklik korkusu yaşıyorum..
4.Çocukken Emel Sayın gibi olmak isterdim..
5.Çocukken doktor olmak isterdim..Çnük küçükken geçirmiş olduğum ameliyattan dolayı doktorları çok severim..''Aman doktor,canım gülüm doktor derdime bir çare,Çaresiz dertlere düştüm,doktor bana bir çare..''6 yaşındaki şarkım..
6.Evimizde asla yeterli çikolata olmadı demiş Neslim ,çünkü hepsini yiyordu ki..
7.Çocukken daha fazla oyuncaklara ihtiyaç duyardım..eee sonuçta ikiz olunca..
8İkiz(neslim) olmamızın vermiş olduğu duygumuz''nur yüzlü dede mi ve onunla güzelleşen o eski bayramları''göremeyeceğim için üzgünüm.
9.Yıllar boyunca çocuklarımın kime benzeyeceğini merak ettim..Tabii ki bana benzetiler:)))
10.Arkadaşım intihar etmişti ve ben onu zamanında arayamadığım için kendimi hep suçlu hissederim..
TEŞEKKÜR EDERİM KORAY

3. MİM

Neslimde beni mimlemiş,çok ilginç..
Yaşadıkça
"Konu: Kalbinizi Çalan Eylemsel Hareketler Mimi

- Mutlu bir beraberlik için, karşı cinsten beklentileriniz nelerdir?
-Sevdiğiniz kişide aradığınız özellikleri yazarak, kalbinizdeki güzeli tanımlayınız.
-“Kısaca, birlikte olduğum kişi böyle olmalı” gibi ifadelerle,
kalbinizi çalacak kişiyi hayalinizde canlandırın ki, okuyan karşı cinsiyet
- hııım, demek şöyle yapsam daha etkili olacakmış, burada yanlış yapmışız" diyerek ayağını denk alabilsin."

Sevdiğim yeşil gözleriyle baksın yeter diyecektim ki...Sadece benim olmalı,bana bakmalı,benimle hayatı paylaşmalı..Ben buldum zaten..Umarım sizlerde bulursunuz..
Pası atıyorum Serkan http://serkan-bloggercom.blogspot.com/
aramıza yeni katıldığı için mimliyorum..
Masalım http://hayatmasalolsa.blogspot.com/
Koray 3 mim senin için...http://koraybattal.blogspot.com/
Hadi kolay gelsin..Kimseyi zorlamıyorum.Karar sizin... Sevgilerimle..

29 Mart 2009

YAŞLANIYOR MUSUNUZ?


Butun masraflarinizi artik kendiniz karsilamak zorundaysaniz
Sabah 08:00 artik çok erken degilse
En favori sarkilariniz radyolarin nostalji programlarinda çaliyorsa
Arkadaslariniz artik, çikmak ve ayrilmak yerine evlenip bosaniyorlarsa

Yetiskinler artik yaninizda rahatça sex fikralari anlatabiliyorsa
Lise ögrencileri hakkinda konusurken onlardan çocuk diye bahsediyorsaniz
Arkadaslarinizi tek gördugunuz yerler artik dugunler olduysa
Bilgisayar karsisinda geçirdiginiz zamanin %90' inda oyun oynamak yerine gerçek isler yapiyorsaniz
Anne ve babaniz torun sahibi olmak hakkinda konusmaya basladilarsa
Artik bir arabaniz varsa
Bazen dehsetle asagidaki cumleleri kullandiginizi farkediyorsaniz;
Benim zamanimda.......
Ben senin yasindayken......
çunku ben öyle istiyorum. Baska sorusu olan......
Radyodaki bu saçmalik ta ne......
Artik kuçuk çocuklar size abi/abla yerine amca/teyze diyerek seslenmeye basladilarsa
Bu sene universiteye baslayacak olanlar 1980 lerde dogdularsa ve onlar
Berlin Duvari' nin yikildigi gunu hatirlamiyorlarsa

Uzay mekigi' nin patladigi gunu hatirlamiyorlarsa ve Tiananmen Meydani onlar için bir anlam ifade etmiyorsa.
Dogduklari gunden beri AIDS ve CD varsa
Uzaktan kumandasiz televizyonun varligindan haberleri yoksa
Siz yaslaniyorsunuz demektir..

Sevda.Tk

Kaynak:http://www.sevda.tk/

Fikrim:Zaman su gibi akıp geçerken,bizde bu zamanın içinde kayboluyoruz ne yazık ki...Dönüp kendimize baktığımızda herşeyin değiştiğini anlıyoruz..Ne zaman çocuktuk,ne zaman büyütük de ne zaman yaşlandık bunları hatırlayamıyoruz.Belki de kendimize yaşlılığı yakıştıramıyoruz.Hep aynı kalacağız gibi geliyor..Lakin bizden öncekiler gibi bizde bir gün yaşlanacağız.Önemli olan bu akıp giden zaman içerisinde kaybolmamak.Yaşayacağız her aşamanın farkına vararak,doya doya yaşamak gerektiğine inanıyorum.Bu geçen zaman içinde kaybolmamanız dileğiyle,yaşamınızın her zerresinin tadını çıkarın..Sevgilerimle...

28 Mart 2009

MUHSİN YAZICIOĞLU-ÜŞÜYORUM


Muhsin Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas'ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü'nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla'da yaptı.

Yüksek öğrenimini yapmak üzere 1972'de Ankara'ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde tamamladı.

1968'de cemiyet (dernek) çalışmalarına başladı. Şarkışla'da Genç Ülkücüler Hareketi'ne katıldı. Ankara'ya geldikten sonra ise, Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla; Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yaptı. (1977-78).

1978'de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği'nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP'de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu.

12 Eylül 1980'de yapılan askeri darbenin ardından, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak cezaevine konuldu. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi'nde kalan Muhsin Yazıcıoğlu, 7,5 yıl cezaevinde kaldığı bu davadan herhangi bir ceza almadı.1992 yılı Temmuz ayında, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı için” bir grup arkadaşı ile birlikte MÇP'den ayrıldı. 29 Ocak 1993 tarihinde Büyük Birlik Partisi kuruldu ve bu partinin Genel Başkanlığına seçildi.24 Aralık 1995'te yapılan erken genel seçimlerde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak, yeniden meclise girdi. 28.02.1996 tarihinde ANAP'tan istifa ederek, BBP'ye döndü. Muhsin YAZICIOĞLU, evli ve iki çocuk babasıydı..


ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum...

Muhsin YAZICIOĞLU

Muhsin YAZICIOGLU sesli slayti-Hayatı
http://www.slaytyerim.com/component/docman/doc_details/1243-muhsin-yazcolu.html

Kaynak:http://www.slaytyerim.com/

Kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11290927.asp

YIKTILAR HAYALLERİMİ


Hani oturup
Hayaller kuruyorduk seninle
Uzanıpta tutamadığımız,
Düşlerin ötesinde.
Hani güzel bir gelecekti bizi bekleyen,
Uzak değil yakındı hemde.
Güneş ufukta kaybolurken
O günleri düşünürdük biz
Hani ellerimiz hiç ayrılmıyacaktı
Sonsuz yollarda yürüyecektik ikimiz.
Hani gönül bahçemizin gülü
Her dem taze kalacaktı.
Şimdi ağlamak düştü bize
Yıktılar yıkılmayan hayallerimizi
Ayırdılar o sıcak ellerimizi
Ve kopardılar acımadan
Gönül bahçemizin
Her dem taze güllerini...

Hatice Türkmen YURTSEVEN


FİKRİM:Herkesin hayalleri vardır,o hayallerle yaşar ,o hayaller umut olur,hayata bağlar..Bende bunlardan biri olarak her yastığa başımı koyduğumda o hayallerle uyur ,o hayallerle uyanırım.Gerçekleşmese de olsun o hayaller bana ışık olur..Ya bir gün hayalim gerçekleşirse....kim bilebilir ki....Hayallerimiz umudumuz olsun,umudumuz olduğu sürece hayallerimizde vardir...
Kimsenin hayallerinin,umutlarının yıkılmamasını diliyorum...Sevgi ve sağlıcakla kalın...

27 Mart 2009

Affet Babacığım..


Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.

Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.

Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.

Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.

Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.

Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu..."Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.

Sevda.TK

26 Mart 2009

İDEAL VE ÇAĞDAŞ ERKEK !



Gelelim..Sadık eşlere,ideal babalara....Yine eğitim diyeceğim.Her olumsuzluğun başı eğitim eksikliği. Kültürlü,birbirine saygılı bir toplum, mutlu ve başarılı demektir. Buda yaşadığımız can sıkıcı olayları kökten tamamen ortadan kaldıracak,çözecek büyük etkenlerdir. Erkekler kadınlarına yol göstermeli,destek olmalı. Sadakatsizlik ve şiddet erkeklerin kadınlara yaşattığı en büyük acılar tabi.Çalışkan bir erkek, sevgi ve saygı dolu bir eş ve yol gösterici,güçlü bir baba olmalı.Ekmeğini taştan çıkaran çalışkan sevgi ,şefkat dolu duygusal ve kibar erkekler toplumda ve aile yaşantısında mutluluğun,başarılı olmanın en önemli unsurudur.

Eğitim eksikliğinin en büyük göstergesi çok eşlilik..erkeklerin birden fazla kadınla yaptıkları evlilikler.Toplum düzenine, dinimize ve edebe asla uymayan bu tür davranışlarda iyi bir Türk erkeğine yakışmayan yanlış şeylerdir. Erkeğe gösterilmesi gereken saygıyı kendisinin hak etmesi gerektiğini düşünüyorum. Nazik ve hoşgörülü, şiddetten uzak, kültürlü ve sadık bir erkek en güzel şeyleri yaşamayı hak eder.

Böyle erkeklere kadınlar hizmette, hürmette,saygıda asla kusur etmezler.Sevgilerini ve fedakarlıklarını sonuna kadar sergilerler.Böyle erkeğin ayakları bile yıkanır.....!!!!! Toplumumuzun,ailemizin temeli olan Erkeklerimiz.... Babalarımız......

ÇAĞDAŞ ERKEK

.Evde çubuklu pijamayla ya da kolsuz atletle dolaşmayan (Var mı böyle bir 2000 yılı Türk erkeği acaba!)
.Vücut sabunu ve şampuanını sık sık tüketen, (Tasarruf şartlarına uyalım!)
.Dişçisini fırçalamak yerine, dişlerini doğru fırçalayan, (Her gün her gün diş mi fırçalanırmış!)
.Gittiği lokantada eşiyle karşılaştığı zaman yadırgamayan, (Eyvah basıldık, dememek için yanınızdakinin kim olduğu önemli..
.Bıyıksız da erkek olunabileceğine inanan, (bıyık Türk erkeğinin şanındandır!)
.Dönüşlerde sinyal vermeyi unutmayan, (Ah bir araba çarptı galiba)
.Her akşam bara gitmek yerine, evinde kendine zaman ayıran, (Çıtırlara kim zaman ayıracak!)
.Kebapla viski içmeyen, (Var mı böyle bir lezzet!)
.Giyiminde klasik renklerin dışına çıkabilen(kırmızı gömlek, sarı pantolon olabilir mi acaba?)
.Sergisine gitmediği için bir sanatçının resmini almayan,
.Kadınlara karşı seçici davranabilen (Var mı böyle bir erkek cinsi acaba!)
.Çocuğunun altını karısıyla birlikte aynı süre içinde değiştirebilen (Nerede o yetenekli kocalar!)
.Saunada puro içmeyen (Görgüsüzlük diz boyu!)
.Arabasını ulaşım amacıyla kullanan(Başka ne amaçla olabilir ki!)
.Emrinde çalışan bayanları yemeğe çıkmaya zorlamayan (Böyle patron ya da yöneticiyi bulursanız madalya takmak gerekiyor)
.Hediye ile rüşveti birbirine karıştırmayan (Selma verdim rüşvet deyüp almadılar!)
.Uçağın kapıları açılmadan ayağa kalkmayan (Bu herkes için geçerli!)
.Sporla gazete ve televizyonun dışında da ilgilenebilen (O zaman kim göbeklenecek!)
.Senede iki kez gittiği konserde de uyuklamayan,
.Teknolojiyi satın alırken batılı olup kullanırken doğulu olmayan,
.Her gittiği yere kırmızı gül götürmeyen (Başka çiçek türü var mıydı!)
.Tiyatroya davetiye dışında bilet alarak da gidebilen (nerede beleş oraya yerleş!)
.Gömleğini göbeğine kadar açıp, kıllarının arasından altın kolye göstermeyen (Yuh!)
.Bilgisayarından yalnızca oyun aracı olarak yararlanmayan (Ne faydalı internet siteleri var halbuki!)
.Konuşmalarını küfür ve argodan arındırabilen,
.Nereye nasıl park edileceğini bilen,
.Toplulukta yüksek sesle konuşup kahkaha atmayan,
.Tuvaletlerin pisliği konuşulurken, İstanbul'un fethini anlatmayan başlamayan,
.Apandisiti patlamadan da doktora gidebilen, (Sağlam kafa sağlam vücutta bululur!)
.Yemeğe giderken, geceyi restoran aramakla geçirmeyen (Kebapçıya mı gitsek, lahmacuncuya mı!)

Sevda.Tk

Kaynak:http://www.sevda.tk/

25 Mart 2009

ADI GÜL'DÜ!


Adı Gül'dü
Gülleri severdi en çok
Güldü mü güller açardı gül yüzünde
Güllerle bölüşürdü yalnızlığını
Hep gül beklerdi sevdiğinden
Bir de "gül mevsimini" takvimlerden
Bir gül kokusuna
Bir de "gül reçeline" dayanamazdı
Hep güller kurutmuştu
Hayatının en hazin sayfalarında
Hep gülerek büyütmüştü sevdasını
Ve her sabah
Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya
Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi
Ahşap bir evin avlusunda
Mis kokulu gülleri derlerdi
Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi
Ne zaman bir haksızlık görse
Kanayan bir gül gibi
Ahh bu dünyada
Gülü gülle tartsalar derdi
Ne okur ne yazardı
Ağlasa gülleri sular
Gülse gülleri okşardı
Ama ne zaman içli bir şarkı duysa
Güllere bakar uzun uzun dalardı
İşte öyle bir çiçekti
Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi
İşte o kadın
Benim annemdi.
Bir bilseniz
Ne güller yeşertti hayatın dikenlerinden
Dökerek gözyaşını
Ve şimdi
O güller süslüyor onun mezar taşını...

sevda.tk

Kaynak:http://www.sevda.tk/

24 Mart 2009

MİMLERİM


Mimlerime cevap verme zamanım geldiğini düşündüm..Yoksa işin içinde çıkamayacağım..Beni mimlediğinden beri(Mim üstüne mim aldım.) ayağı uğurlu geldiğini düşündüğüm
İnsan sevgisine teşekkür ederim...

Sevgili
İnsan sevgisi ve
Tam bir blog
"Lakaplarımız varmı,varsa hikayesi nedir" şeklinde bir mimle bana pas atmışlar..Lakaplarım,
1.Ailemde sadece babam, bana ''Bekko'' der.Çünkü beni daha çok sever..Kimse duymasın..
2.Arkadaşlarım çoğu ismimi söyleyemedikleri için bana Mehtap derler...Anlamı güzel o yüzden bende çok seviyorum..''Ay ışığı''
3.Yasemin arkadaşım bana ''Uyarı levhası'' der,çünkü hep Nesli'yi uyardığım için..Burdan Yasemine çok teşekkür ederim..
4.Neslimde bana hep ''Ukala '' der..Biraz ukalayımdır.
5.Son olarakta Eşim bana hep ''GÜLÜM'' der..Çünkü sadece onun gülüyüm.
Lakaplarım güzel ya, ben seviyorum..

Sevgili
@ysed ve
tugbisimmde beni mimlemişler, konuları farklı ama, ben iki mimi birleştirip,bir şiirle karşılık vermek istiyorum,umarım beğenirsiniz..

BİR YAPRAK GÖNDER

Bir yaprak gönder bana,
bir koruluktan koparılmış olsun,
hiç değilse evinden yarım saat öteden.
Sen oraya dek yürür güçlenirsin,
bense kalkar teşekkür ederim sana
o güzel yaprak için.
BERTOLT BRECHT

Bende sizlere çok teşekkür ederim...Ben de cevap verdiğime göre,Funda'ya(http://fundafundafunda.blogspot.com/) gönderiyorum...

LAVINIA



Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar,
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalan istiyorsan yalanlar söyleyeyim.
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

ÖZDEMİR ASAF

GÖNÜL HIRSIZI


Yaşım yirmi belkide yirmi bir...
Gün oldu güneş olup yaktım
Gün oldu yağmur misali ağlattım...
Bazen rüzgar gibi savurup
Bazen fırtınalar koparırdım...
Aşk yolunda uçarıydım deli dolu
Hırsızdım hep gönüller çalardım
Her çeşit insandan gönül aldımda
Bilmem
Neden gönlümü bir tek sana verdim?
Gidişinin ardından
Yaşamın farkına vardım
Şimdi senin gibi,
Benim de yüreğim yandı.
Bitmeyen karabasanlar
Sardı gecelerimi.
Çaldığım gönülleri bir bir geri verdim,
Ama benim gönlümü çalan geri vermedi...

HATİCE TÜRKMEN YURTSEVEN

20 Mart 2009

ÖLÜMSÜZ AŞK



Genç kız yine acılar içinde odasında yatıyordu. Henuz hayatının baharında ölümle yüz yüzeydi. Babası onu kurtarmak için gazetelere ilan vermiş, para teklif etmişti. Ama onun kalbinin teklemesi değil, kalbinin içindeki sızı ilgilendiriyordu. Sevdiği aklına geldi bir damla yaş daha döküldü gözlerinden. Ayrıldıklarından beri tam beş çile dolu yıl geçmişti. Aslında sevgilerinin arasına o kahrolası para girmişti. Hatırlıyorduda sevdiği ona birkeresinde:
- Ben zengin değilim belki ama seni seven bir kalbim var. Sana sadece onu verebilirim, demişti.

Zaten sevgiye muhtaç birisi başka ne isteyebilirdiki. Kendisini sevmesi yeterdi.O en çok Saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş koklamıştı saçlarını. Her dökülen saç yüreğine bir hançer olup saplanıyordu. Şimdi tek isteği sevdiğinin son anlarında yanında olmasıydı. Ne olurdu onu birkez daha görebilse, onu birkez daha koklayabilse.Bu düşünceler arasında uykuya daldı.

Babası heyecanlı bir şekilde kızının odasına girdi. " Müjde kızım,kalp bulundu " dediğinde kızının bir peri güzellliğinde, sevdiğinin özleminden ıslanmış yüzüne baktı ve çıktı odadan...

Genç kız, bir hafta sonra kendine geldiğinde sanki başka bir dünyadaydı. İçinde acaip bir his vardı. Sanki bu dünya ona çok farklı gelmişti. Aklına yine sevdiği geldi. Kalbi eskisinden daha hızlı atmaya başladı. Kalbi değişmişti ama sevdiğini eskisinden daha çok sever olmuştu.

Bir gece ansızın uyandı uykusundan kalbi çok hızlı atıyordu. Bu durum sürekli böyle devam etti.Doktora gitti, durumunu anlattı. doktor:
- Bir aya kalmaz geçer, demişti.
Ama aradan aylar geçmesine rağmen durum aynıydı.

Birgün bahçeye çıktı Çiçekleri seviyordu. Kırmızı güllerin yanına gitti. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. En çok kırmızı gülleri severdi. Çünkü sevdiği ona benzediğini söylerdi hep. Birden kapı çaldı. Kapıyı açtı kimse yoktu. Yere baktı bir mektup vardı ve onaydı. Mektubu açtı ve kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Bu onun kokusuydu. Koltuğuna zarzor oturabildi. Zarfın içinden mektubu titreyen ellerle çıkardı ve okumaya başladı :
" Sevdiğim, bugün sevdamızın altıncı yılı. Seni hep sevdim. Seninle ayrılmak zorunda kaldığımızdan beri, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını bildiğimden ne birini sevdim ne de evlendim. Her günüm çile ve azapla geçti. Hergün sana şiirler yazdım, hergün şiirlerimi okudum ve hergün ağladım. Tam beş yıl boyunca hergün yazdım, okudum, ağladım. Birgün önüme bir fırsat çıktı. Bu fırsatı reddedip kendime daha fazla haksızlık edemezdim. Belki seni unuturum diye senden çok uzaklara gittim. Ama şimdi seni daha çok özlüyorum. Her gece yanına geliyorum o masum yüzünü okşuyor yanaklarına öpücükler konduruyorum, sen uyanıyorsun benim geldiğimi anladığını sanıyorum ama sen o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Sevdiğim hep ben geldim senin yanına artık sen gel olurmu. Kırmızı güllerimize iyi bak. Ve artık unutma içinde seni senden daha çok seven bir kalbin var artık. Ona iyi bak olurmu. Kırmızı güllere ve kalbimize iyi bak. Seni yanıma gelene kadar bekleyeceğim sevdiğim Hoşçakal..."


Sevda.TK


    18 Mart 2009

    Lütfen Geç Kalmayın!


    10. Sınıf

    İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için 'benim en iyi arkadaşım' diyordum... ama ben onun ipek gibi saçlarına bakıp onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için o günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    11. Sınıf

    Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi, bende tabiki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore'un bir filmi başladı ve onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana her şey için teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Son Sınıf

    Mezuniyet balosundan bir gün önce yanıma geldi ve "çıktığım çocuk hasta ve partiye gelemeyecek" dedi, benimde çıktığım biri yoktu ve 7. sınıfta birbirimize söz vermiştik eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte gidecektik, "en iyi arkadaş" olarak. Ve partiye birlikte gittik, o akşam çok güzeldi, her şey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım, kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek baktı. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, bana "hayatımın en güzel zamanını geçirdiğini" söyledi ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı...

    Sürekli onu izledim onun mükemmel vücudunu seyrettim. Diplomasini almak için sahneye çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı sonra başını omzuma koydu ve "sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler" deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Aradan yıllar geçti...

    Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum... evet artık evleniyordu, onun "evet, kabul ediyorum" demesini, yeni hayatına girmesini izledim, başka bir adamla evli olarak. Onun benim olmasını istiyordum... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve "nikahıma geldin teşekkürler" deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum...

    Yıllar çok çabuk geçti...

    Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum, eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı günlüğü ortaya çıktı... Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum satırlar şöyleydi...

    "Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını diledim... Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum... Keşke bana beni bir kez sevdiğini söyleseydi..."

    Sevda.TK
    Kaynak:http://www.sevda.tk/hikayeler.htm

    Hikayeyi okuduğumda çok etkilendim..İçim ürpermişti...Eğer birini seviyorsanız seviyorum deyin,özlüyorsanız özlüyorum deyin...Çünkü yarın, herşey için geç olabilir...

    ANNECİĞİM


    İstiyorki biz hep iyi olalım
    Düşünecek bir derdimiz olmasın
    Evimizin yükü omuzlarında
    Bizim sorunlarımız başında
    Çözmeye çalışıyor Anneciğin...
    Seviyor bizi hemde çok
    Belli etmek istemiyor üzüldüğünü
    Ne kadar saklamaya çalışsada
    Bakışlarından belli bir derdi olduğu.
    Boynundaki örgüyle
    Sevgiyi örüyorsanki üzerimize
    İyilikler güzellikler öğütlüyor bize
    Güzel bir geleceğimiz olsun diye.
    Zamanı örmüş beyazlaşmış saçlarına
    Bizler rahat bir hayat yaşayalım diye
    Tüm dertlerini kalbine gömüp
    Her bir şeye göğüs geriyor annem...
    Arasıra bağırsada haklıdır
    Her sözünde bin nasihat saklıdır
    Gece gündüz durmaz çalışır bizler için
    Sen annelerin en iyisisin
    Benim canım Anneciğim...

    HATİCE TÜRKMEN YURTSEVEN

    TÜM ANNELERE ARMAĞINIM OLSUN

    17 Mart 2009

    ŞEHİTLERİMİZ HATIRALARIMIZ


    Şanlı Tarihimizin Kahraman Şehitleri
    Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış;Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış.Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı,kan cefa vardı.Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki? Şerbet içmek kadar kolaydı.
    ''Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de!'' derdi sık sık. Olurmuydu??
    Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler...Ön siperlerdekileri fırlamış boğuşuyorlar.Yüzbaşı hücum için emir bekliyor.Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır.Sinirler gergin!...
    Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor,kelime-i şehadet getiriyor.Süre uzuyor.Yüzbaşı erlere sesleniyor...
    ''Yavrularım...Aslanlarım...Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız.Abdestsiz gitmeyelim..Haydi!Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizisürüp,hep beraber teyemmüm edelim...''Teyemmüm edilir...Bekleme devam etmektedir.
    Biraz sonra Yüzbaşı;
    ''Çocuklarım...Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz...Önümüzde biraz daha zaman var.İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.Hem onlar için,hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..'' ''Kabe Karşımızda...''
    Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır.''ER KİŞİ NİYETİNE...''
    O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular...
    Tüm Şehitlerimizi Rahmetle Anıyoruz...

    '' Tarih yazmak,tarih yapmak kadar mühimdir.
    Yazanlar yapana sadık kalmazsa değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtacak bir nitelik alır.''
    M.KEMAL ATATÜRK


    http://www.slaytyerim.com/slaytlar/doc_details/215-ehitlerimiz-hatralarmz.html
    http://www.slaytyerim.com/slaytlar/doc_details/199-canakkale-1915.html
    Kaynak:Slaytyerim
    http://slaytyerim.com/

    ZAMAN + SEN


    Bir yıl hep seni düşündüm
    Üç yüz altmış beş gün sensizliği
    Her mevsiminde
    Ayrı ayrı yaşadım yalnızlığımı...

    Bir ay varlığını düşündüm
    Otuz gün yokluğunu,
    Her haftasında
    Duydum çaresizliğimi...

    Bir hafta kavuşmayı düşündüm
    Yedi gün ayrılmayı,
    Her gününde hissettim özlemini...

    Birgün seni unutmayı düşündüm,
    Bir saat bile başaramadım
    Dört mevsim her anında
    Her dakika seni yaşadım...

    HATİCE TÜRKMEN YURTSEVEN

    Bazı insanlar vardır ki,sevgilerini,aşklarını bir mevsime bir ömüre sığdırdılar.Ben sevgimi,aşkımı bir ömüre sığdırdım..Ya siz...karar sizin..

    16 Mart 2009

    BOMBACI MEHMET ÇAVUŞ (UNUTMADIK)

    bombacı mehmet çavuş

    ''SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR''
    Seddülbahir ve Conkbayırı'ın büyük kahramanlarından biri idi.Bombacı Mehmet Çavuş'tu.Bu kahraman Anadolu çocuğu ingilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca heme yakalar,karşı tarafa fıtlatır.
    İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş'un iadesini önlemeye çalışmışlardı.İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu.

    Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:
    ''Sağ kolumu kaybettim,zarar yok,sol kolum var.Onunla da pekala işgörebilirim.Beni müteesir eden ve yine kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz,affedeniz muhterem kumandanım...''
    RUHUN ŞAD OLSUN
    ŞÜKRANLA ANIYORUZ...

    [slaytyerim] Bombacı Mehmet Çavuş sesli slaytı‏
    http://www.slaytyerim.com/slaytlar/doc_details/201-bombacmehmetcavu.html
    Kaynak:Slaytyerim

    15 Mart 2009

    HAYALLERİM



    Bir beyaz güvercin olup,
    Dünyaya özgürlüğü ve
    Barışı haykırmak isterdim.
    Bir çiğ tanesi olmak isterdim,
    Nadide bir çiceğin yapraklarında.
    Bir akarsu kadar berrak olup
    Çağlamak enginlere ulaşmak isterdim.
    Bir çocuğun gözyaşlarını dindirmek
    O minik ellerini avuçlarıma alıp
    Ona dünyanın güzelliğini
    Sevgiyi anlatmak isterdim.
    Bir kartanesi olmak
    Senin avuçlarına düşüp erimek isterdim.
    Daha ne diyeyim;
    Mutlu bir yuvada,
    Güzel bir beraberlikte
    Yalnızca...Yalnızca
    Senin kadının olmak isterdim...
    HATİCE TÜRKMEN
    YURTSEVEN

    13 Mart 2009

    MASAL(EŞİME)


    Bu masalı hatırlıyormusun
    Bir varmış bir yokmuşla değil
    Senin ve benim
    Tebessümümüzle başlıyan
    Geceden yıldızlara
    Gündüzden güneşe uzanan
    İçinde ne peri kızı
    Nede padişah olan
    Bembeyaz gemileri,
    Düşler denizinden kalkan
    Ayrılık limanından
    Hasret yolculuğuna çıkan
    Bu masalı hatırlıyormusun
    İçinde yalnız sen ve ben olan..
    HATİCE TÜRKMEN
    YURTSEVEN

    SUNU:Bir şiirin güzelliği yazan kişinin
    duygularından ziyade okuyan kişinin
    ''işte..! beni anlatıyor'' diyebilmesidir.

    12 Mart 2009

    Mehmet Akif ERSOY ve İstiklal Marşının Kabulu


    İstiklal Marşı’nın Kabulü Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü, 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu.

    Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi.

    Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.

    Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.

    Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.


    İSTİKLAL MARŞI
    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
    Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
    Mehmet Akif ERSOY

    MEHMET AKİF ERSOY ve İSTİKLAL MARŞI ÖZEL SLAYTI
    http://slaytyerim.com/slaytlar/doc_details/162-mehmet-akif-ersoy.html
    Kaynak:Slaytyerim

    11 Mart 2009

    PARAŞÜT MİMİ :)))


    Canım Funda http://fundafundafunda.blogspot.com/ ,beni mimlemiş,bende yanıtlarımı veriyorum:))
    1-Paraşütle atlamaya karar verdiniz ve ilk atlayışınızı yapmaya hazırlanıyorsunuz. Yerde sıranızı beklerken yukardan atlayanları seyrediyordunuz... Aklınızdan neler geçiyor?

    Bir kere daha düşünürüm.Aklımda şu hikaye geçer;
    Karıncaya sormuşlar; '' nereye gidiyorsun?'', '' dostuma'', demiş.
    > ''Bu bacaklarla zor'' demişler. Karınca; '' olsun, varamasam da
    > yolunda ölürüm'' demiş..
    Bende toprağıma veririm canımı..

    2) Sıranız geldi ve uçak üç bin metreye yükselirken siz de kendinizi hazırlıyorsunuz. Arkanıza hiç bakmadan önünüzde açılan kapıya geliyor ve kendinizi aşağıya bırakıyorsunuz. Aşağıya atlarken ne diye bağırıyorsunuz?

    Fundaaaaaa bittin sen..

    3)Güvenli bir biçimde yere indiniz.Paraşütünüzü toplarken bir eğitmen size doğru geliyor ve birşeyler söylüyor.Eğitmen ne söylüyor?

    Yazık daha ilk denemesiydi.Yükseklik korkusu olduğunu söyleseydi ya..

    Bende bu mimi arkadaşlarıma gönderiyorum..
    İnsan Sevgisi http://hakan-can.blogspot.com/
    Masalım http://hayatmasalolsa.blogspot.com/

    10 Mart 2009

    YIKTIN ERZİNCAN


    Erzincan'da 13 Mart 1992 tarihinde saat 7:20 gösteriyordu ,hayatımızın dönüm noktasına adım atmıştık,bu dönüm noktasını sizlerle paylaşmak istedim..
    13 Mart günü herşeyden habersiz bir güne başlamıştık.Hava soğuk bir kış günüydü.Ben o zamanlar lise son sınıfdaydım ve hayatımda unutamayacağım ve hala izlerini taşıdığım o günü yazacağım..Okul dan eve döndük,kardeşimle birlikte yemeklerimiz yedik..Saatler 7:00 gösteriyordu..TRT de sevdiğimiz dizi vardı,çayımızı aldık,televizyonun karşısına geçtik.Zaman ilerliyordu..Hayatımzı etkileyecek son dakikaları yaşıyorduk.Saat 7:20 geldiğinde zaman herşey durdu..Bir gümbürtüyle geldi,her yer karardı..Eşyalar hareket ediyordu,camların şangırtısı ve saat durmuştu.Ben iki kanepenin arasına sıkıştım,kardeşimin üstüne televizyon düştü,annem hangi birimize gideceğini şaşırdı,bırak gitmeyi hareket bile edemiyorduk..Sonunda bitmişti,hemen toparlanıp dışarı çıkıyorduk ki,telefon caldı.Arayan ablamdı.''Biz iyiyiz dedi,bende bizde iyiyiz dememle birlikte telefon da sustu.'' Hep birlikte dışarı çıktık,bizim evimiz ikİ katlı müstakil olduğu için şanslıydık mı demeliyim,onu da bilmiyorum...Herkesde dışarı çıkmıştı,freyatlar figanlar yangılanıyordu.Kapının önünde ateşimizi yaktık,dayımlar geldi,bir tarafdan ısınmaya çalışıyoruz,bir tarftan haberler geliyordu.Erzincan yerle bir oldu..Babam geldi ve en acı haberi verdi,Baki(ablamın eşi) yok dedi..Annem bana döndü,ablan iyiyiz demedi,dedi.Ben sadece evet diyebildim.Sallan Erzincan sallan ..Gökyüzünde öyle bir kızıllık vardı ki,hala gözlerimin önünden gitmiyor....Sabah 5 gibi içeri girdik..Hava aydınlamaya başlamıştı ve o korkunç gerçek ortaya çıktı..''Ölüm Sessizliği''
    Erzincan yerle bir olmuştu,öyleki binalar kağıt gibi yapışmıştı, öyle ki binanın biri duruken yanındaki yıkılmıştı, öyleki evin içinde odanın biri yıkılmış diğerleri sağlam.. öyle ki anlatmaya söz yetmiyor...Duvardaki o saat var ya bir daha hiç çalışmadı,o da orda bırakmıştı yaşamını ve ben o saati hala saklıyorum.
    14 Mart sabahı hayatımızı etkileyecek olaylar başladı,Evet eniştem o akşam evde değildi,haberleri gelmişti,Eniştem o akşam yurt dışından gelen misafirleri karşılamak için Urartu oteline gitmişi ve o otel yerle bir olmuştu..Pazar günü yardım ekiplerinin sayesinde eniştemin cenazesini çıkardılar..Bizde o akşam hep birlikte İstanbul'a ablamın yanına gittik,bir ay sonra memleketimize döndük..Erzincan o Erzincan değildi.Başka bir havası vardı,acıların yaşadığı bir yerdi..Okulumuza bir ay gittikten sonra ,annem o kararı söyledi..''Erzincan bizden can aldı,duramam dedi'',babama..
    Canım babam düşündü düşündü (ablam da bırakıp gitmişti)ve ağzından çıktı o sözler ''tamam gidiyoruz '' dedi...Sonuçta Erzincanı terkedenler grubuna bizde katılmış olduk.Deprem bizim hayatımızı da değiştirdi..Başka kimlerin hyatını değiştirdiği gibi bizim de hayatımızı değiştirdi..Ankara'ya amcamların oradan ev alıp, Ankaraya yerleştik.Bizim için yeni bir hayat başlamış oldu..

    Erzincanı özlüyormuyum,evet özlüyorum 13 Mart günü hariç hergününü özlüyorum..Erzincana gidecekmiyim,evet gideceğim,memleketim toprağım orası,tabii ki son yolculuğum olan ebedi yolculuğuma orada gireceğim..Bu da benim vasiyetimdir..

    Ömer Danış'ın şarkı sözleri geldi aklıma;
    Eğer ölürsem buralarda
    Eğer benim için ağlayan biri varsa baş ucumda
    Eğer ölürsem buralarda
    Vasiyetimdir beni götürsünler doğduğum topraklara
    Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.

    Erzincan da hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet diliyorum,toprağınız bol olsun ..Hala o sızıyı yaşayan memleketim insanına Allahtan sabır diliyorum.
    Erzincan bir daha yıkma olur mu..

    09 Mart 2009

    Yalnızlığa Yolculuk


    Yalnızlık almış beni avuçlarına
    Bir canavar gibi yiyor bedenimi
    Karanlıkla birleşen ruhumu
    Aşkının vermiş olduğu ateş yakıyor
    Yalnızım yine odamda
    Duvarlar üstüme üstüme geliyor.
    Bir sevda türküsü
    Rüzgarın dudağında
    Sevdalılar söylemiş
    Şimdi yalnızlar söylüyor,
    Gökyüzünün eşsiz maviliğinde
    Kuşlar bile yalnızlığa doğru uçuyor.
    Bir an yazmak istiyorum sevgimi
    Kahrolası kalemler tükeniyor.
    Yalnızlığımı kimseye anlatamıyorum.
    Anlatmaya çalışsamda
    Kelimeler yetmiyor.
    Bir ah çeksem
    Ne derdim var diye bakılıyor
    Ne zaman seni düşünmeye çalışsam
    Duvarlar üstüme üstüme geliyor...
    HATİCE TÜRKMEN
    YURTSEVEN

    08 Mart 2009

    Kandiliniz Mübarek Olsun‏


    MUHTEŞEM GECE GÜNDÜZÜ OLANDIR.ENGÜÇLÜ SEVGİ HİÇ KAYBOLMAYANDIR.EN MUTLU İNSAN HATIRLANANDIR.ENGÜZEL DOSTLUK SİZE OLANDIR.KANDİLİNİZ MUBAREK OLSUN.‏

    07 Mart 2009

    Dünya Kadınlar Günü


    "Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diymez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim." M.Kemal Atatürk...

    Dünden bugüne 'Kadınlar Günü'
    Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800'lü yıllarda bir tekstil fabrikasında daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geldiYanan fabrikadan kaçmayı ve fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşmayı başaramayan 129 kadın işçi yanarak ölür. Aynı yıl diğer endüstri kollarındaki kadınlar da mücadeleye devam ederler. Kadınların yürüttükleri mücadelenin temelinde seçme ve seçilme hakkı, günlük çalışma saatlerinin, koşullarının ve ücretlendirmenin yeniden düzenlenmesi gibi konular bulunmaktadır. Dünya Kadınlar Gününde bugün de ilk başlarda yapıldığı gibi eşitlik için, bağımsızlık için, politik haksızlıkların ortadan kalkması için, daha iyi yaşama ve çalışma koşulları elde edebilmek için çalışılıyor.

    [slaytyerim] 08 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ özel slaytı‏;
    http://slaytyerim.com/component/docman/doc_details/1170-anadolu-kadn.html
    Kaynak:Slaytyerim

    SON YOLCULUĞUMDA


    Beni terk edişinin ardından
    Yeni umutlar doğacak belkide;
    Belkide,yalnız gecelerimde
    Seni hayal edicek şiirler yazıcam.
    Nefret ettiğim o sigaraya sarılıp
    'Denize düşenin yılana sarılması misali'
    Dumanında teselli arıyacam.
    Gecenin zifiri karanlığında
    Terkedilmiş sokaklarda dolaşarak
    Yalnızca yaradanıma sığınıcam.
    Sigarama bir yenisini ekliyerek
    Seni sayıklıyacağım uyur uyanık.
    Ve biçarelerin şarkıları
    Dolaşacak günlerce dudaklarımda
    Ağlamayıda serbest edicem gözlerime
    Hadi ağlayın,içtenlikle
    Doyasıya,bıkasıya kadar
    Sen bütün bunları görmiyeceksin
    Haberin bile olmıyacak
    Ve ben seni;kalbimde
    İlk yerleştirdiğim yerde bırakacağım
    Kaderime giden son yolculuğumda.

    HATİCE TÜRKMEN
    YURTSEVEN

    06 Mart 2009

    EVLİLİK VE AŞK


    Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu,saçları taralı,dişleri fırçalanmış,adam yada kadını sevmek kolaydır.
    Aslında aşk, aynı insanı, sabahın köründe uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarıyla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir.
    Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor denilebilir…Zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir, hep beraber olmak istersin, banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün…Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin.
    On tane ayakkabısı varken, onbirinciye sahip olmakla mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.Zamanla olmaktan çok birşeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin.

    Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olarak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığını ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir Amerikan filminde karakterlerden biri olmaktır.Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onlarca firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketelerini çıkaramayıp kuaföre söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
    Evlilik, sadece aşk değildir.Evlilik ev arkadaşlığı, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birlişmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
    Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama tek başına ayakta tutamaz…
    Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız,ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.
    Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
    Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter. Ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.O aradaki sinir evresini aşabilenler,
    ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
    ZAFER,DİRENENLERİN OLUR.
    CAN DÜNDAR

    05 Mart 2009

    BEREKET


    Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim...
    Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya.
    Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki, abi demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... . O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
    Böyle demiş ve Kendi payından bir miktar atmış onunkine... Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil düşünür bu defa:
    Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr.
    O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
    Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar.
    Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile.
    Hak teala bu hali çok beğenir ve..Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki... Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe... Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
    Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
    Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir.
    alıntı...

    04 Mart 2009

    BEN YATIYORUM.....


    > Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı.
    > Annem, 'Geç oldu,' dedi, 'zaten yorgunum, ben yatıyorum.'
    > Annem kalktı, mutfağa gitti.
    > Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı. tabaklarını çalkaladı kaldırdı.
    > Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu.
    > Şekerliğe baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi.
    > Kahvaltı için buzluktan ekmek çıkardı, akşam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.
    > Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı.
    > Telefonu şarja koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu.
    > Sonra çamaşır makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu.
    > Banyodaki çöp sepetini boşalttı.
    > Islak bir havluyu kurusun diye duş perdesinin borusuna astı.
    > Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti.Çiçekleri suladı.
    > Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu.
    > Çalışma masasının yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı, okul gezisi için para sayıp ayırdı,
    > eğildi, sandalyenin altına girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu.
    > Kek tarifleri defterini çıkardı,arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı, çantasına koydu.
    > Bakkaldan alınacakları not etti, notu da çantasına koydu.
    > Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı,dişlerini fırçaladı.
    > Gece kremini ve kırışık önleyici nemlendiricisini sürdü.
    > Tırnaklarına baktı, törpüledi.
    > İçeriden 'sen yatmaya gitmemiş mıydın' diye seslenen babama 'şimdi gidiyorum' deyip köpeğin su kabını doldurdu.
    > Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı.
    > Kardeşimin odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, bilgisayarını kapattı,
    > gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete attı.
    > Bana geldi, 'haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın,' dedi.
    > Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini hazırladı.
    > 6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi.
    > Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğini gözünün önüne getirdi.
    > İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir 'ben yatıyorum' dedi ve gitti yattı.
    > Sizce bu işte bir gariplik yok mu?
    >
    > Kadınların neden daha uzun yaşadığını merak etmiyor musunuz?
    > ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ
    > (ve işimizi bitirmeden öyle çabuk çabuk ölemeyiz)!

    FİKRİM:Biz kadınlar evde,işte ve hayatta olsun her yerde güçlüyüz.Eğer istersek herşeyi yapabilen biz kadınlar,işlerimizi bitirmeden rahat edemeyiz ve biz bu sayede de hayatta da başarılı oluruz.
    NOT:Bu yazı bana mail şeklinde geldi.Bir kadın olarak bunu sizlerle paylaşmak istedim..Bu yazıyı yazıp,bizlere ulaştıran yazara çok teşekkür ederim.

    03 Mart 2009

    SEVGİLER AVUCUMDA


    Son treni bekliyorum şimdi,
    Artık kanadı kırık düşlerimin
    Tadı yok gülüşlerimin
    Avuç içlerime sıkıştırdım sevgilerimi
    Yan cebime koydum hüzünlerimi

    Son treni bekliyorum şimdi,
    Gecenin ayazı
    Sinsice işliyor bedenime.
    Ayrılığın nağmeleri
    Dolaşıyor saçımın tellerinde.

    Son treni bekliyorum şimdi
    Neredeyse gelmek üzere istasyona.
    Elimi kaldırıp sana el sallıyamamki..!
    Çok görme onlar gelsin benimle,
    Bana ne kaldıki başka
    Senden geriye...

    HATİCE TÜRKMEN YURTSEVEN

    SUNU:Bir şiirin güzelliği yazan kişinin
    duygularından ziyade okuyan kişinin
    ''işte..! beni anlatıyor'' diyebilmesidir.

    02 Mart 2009

    SENİN TAHTA PERDENE KOYDUĞUM ÇİVİ İÇİN




    BENİ AFFET(eğer varsa)

    Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. ' arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak' demiş.
    Genç, birinci ilk günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
    Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök)' demiş. Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış.
    Babası ona 'aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak' demiş. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir. Her kötü kelime bir yara(delik)bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak(kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar' demiş
    Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı.
    Güzel Sözler
    Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan tek bir ruhtur.
    ARİSTO
    Arkadaşlık her zaman gölge veren bir ağaçtır.
    COLERİDGE
    Düşman isterseniz, dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz, bırakın, dostlarınız sizi geçsin.
    LA ROCHEFOUCAULD
    Alıntı

    01 Mart 2009

    BİR DÜNYA DÜŞLÜYORUM


    Bir dünya düşlüyorum;
    Kavganın karmaşanın olmadığı,
    İnsanların yalnızca mutlu olduğu,
    Mutluluğu paylaştığı...

    Bir dünya düşlüyorum;
    Kaybettiğim benliğimi
    Bana bulduracak,
    Beni ben yapacak.

    Bir dünya düşlüyorum;
    Sevgiler karşılıksız kalmasın.
    İnsanlar yalnızca sevgiyle yaşasın
    Bir dünya düşlüyorum ki;
    Sevenler hiç ayrılmasın.

    Bir dünya düşlüyorum;
    Hayaller rüyalar gerçek olsun
    Kötüler cezasını
    İyiler mükafatını bulsun.
    Ve bu dünya yalnızca;
    Düşlerde kalmasın gerçek olsun.
    Hatice Türkmen
    Yurtseven

     
    Design by Wordpress Theme | Bloggerized by Free Blogger Templates | free samples without surveys